"Ölümsüz ordusu mu?"
Eldrian'ın az önce alaycı bir şekilde kıvrılan dudakları, duyduğu bu iki kelimenin ağırlığıyla aniden donakaldı. Okyanus mavisi gözleri şaşkınlıkla büyümüş, yüzündeki o umursamaz maske saniyeler içinde paramparça olmuştu. Asırlardır hiçbir şey onu bu kadar sarsmamıştı.
Başını iki yana sallayarak geriye doğru sarsak bir adım attı.
"Çok saçma..." diye fısıldadı Eldrian, sesi avludaki ağır sessizliği bölerken. Ardından sesini yükselterek Yuria'ya doğru kaşlarını çattı. "Yalan söylüyorsundur umarım Yuria! Bu imkânsız. Devranna o gün öldüğünde... o çamurun içinde son nefesini verdiğinde, tüm gücünün onunla birlikte yok olup gitmesi gerekmez miydi?"
Yuria, eski dostunun bu şaşkınlığına ve inkârına karşı her zamanki gibi buz gibi bir sükunetle cevap verdi. Başını hafifçe dikleştirdi.
"Hayır," dedi Yuria, sesi kesin ve sarsılmazdı. "Güçlerimiz etten ve kemikten ibaret olan bedenlerimize değil, doğrudan ruhlarımıza bağlıdır, Eldrian. Devranna'nın bedeni o gün yok olmuş olabilir ama ruhu ölmedi. Sana dediğim gibi, onun ruhu çoktan yeni bir bedende doğmuştu bile. Sadece o gücün ağırlığını taşıyamayacak kadar derin bir uykudaydı."
Yuria kısa bir an duraksadı, zihninde o kanlı gecede, çamurlu ormanda Auren'in içinden taşan o kadim, ezici aurayı hatırladı.
"Ve kısa bir zaman önce de..." diye devam etti Yuria, "o ruh gerçekten uyandı."
Eldrian bu sözleri duyduğunda ellerini saçlarının arasından geçirerek yüzünü sıvazladı. Derin, sıkıntılı bir nefes aldı. İçindeki şok dalgası yavaş yavaş geri çekilirken, yerini asırlardır biriktirdiği o bıkkınlığa, o umutsuz çaresizliğe bırakmaya başlamıştı. Sinir bozucu, histerik bir şekilde kıkırdadı.
"Eee yani?" dedi Eldrian, kollarını iki yana açıp etrafındaki o lüks ama zifiri karanlık malikaneyi göstererek. "Tamam... Devranna dönmüş, ölümsüz ordusuymuş falanmış filanmış... Ben ne yapayım bunları? Ne istiyorsun benden Yuria?"
Eldrian'ın adımları öfkeyle hızlandı, Yuria'nın tam karşısına dikildi. Gözlerindeki o mavi ateş yeniden harlanmıştı ama bu kez içinde savaşma arzusu değil, sadece saklanma isteği vardı.
"Ne güzel yaşayıp gidiyorsun işte, kendi hâlinde o mağaranda, o karanlık köşende çürüsene! Neden gelip benim bu lanet olası huzurumu bozuyorsun?" diye bağırdı. Sesi okyanus tabanındaki bu izole avluda yankılandı.
Sonra aniden sesini alçalttı. Öfkesi yerini saf, açgözlü bir çaresizliğe bırakırken, parmağını Yuria'ya doğru uzattı.
"Sana az önce zaten ne istediğimi söyledim," diye tısladı Eldrian, dişlerinin arasından. "Eğer benden bir şey bekliyorsan, bana bir Anima silahı ver. O lanet rünleri aşabilecek, varislerin elindeki o güce karşı koyabilecek tek şey bu! Bana eski gücümün en azından bir kısmını geri verebilecek o silahı ver... Eğer verirsen, işte o zaman ne dersen yaparım belki."
"Bir Anima silahı seni eski gücüne kavuşturmayacak, Eldrian," dedi Yuria, sesindeki o sarsılmaz, acımasız gerçeklikle adamın son umut kırıntılarını da ezip geçerek. "Varisler ölmediği sürece o kadim gücünü asla kullanamayacaksın. Dahası, Anima silahları şu anki zayıf düşmüş hâlinle senin gibi birinin ruhunu anında ezer geçer. O silahlar kontrol edilemeyecek kadar tehlikeli... Ve dünyanın sonu gelene kadar da mühürlü, saklı kalacaklar."
Eldrian'ın okyanus mavisi gözlerindeki o son ateş de bu sözlerle birlikte tamamen söndü. Yüzü öfke, hayal kırıklığı ve asırların getirdiği o çaresizlikle çarpıldı. Dişlerini sıktı, ellerini yumruk yaptı. Omuzlarını hiddetle silkerek Yuria'ya arkasını döndü.
"İyi... Siktir git o zaman şimdi buradan!" diye kükredi. Sesi öylesine yüksek çıkmıştı ki, avlunun mermer duvarlarında yankılandı, kubbenin dışındaki zifiri karanlık sularda yüzen devasa gölgeler bile bir anlığına duraksadı. Eliyle çıkış kapısını işaret ederken adımlarını hızlandırdı. "Beni kendi cehennemimde yalnız bırak!"
"Hayır," dedi Yuria. Sesini hiç yükseltmedi ama kullandığı o ağır, emredici ton, Eldrian'ın adımlarını mermer zemine çivilemeye yetti. "Benim için Devranna'yı bulacaksın."
Eldrian olduğu yerde kaskatı kesildi. Derin bir nefes alıp iki parmağıyla şiddetle zonklayan alnını ovalarken yavaşça Yuria'ya doğru döndü. Yüzünde bıkkın, tükenmiş ve acınası bir tebessüm vardı.
"Ne yapacaksın, Yuria?" diye sordu alaycı bir tınıyla, başını iki yana sallayarak. "Devranna'yı bulacaksın, gidip Varislerden birkaçını indireceksin ve sonra ona o meşhur ölümsüz ordusunu mu kurduracaksın? Hangi hayal aleminde yaşıyorsun gerçekten bilmiyorum ama eminim... yine kaybedersin. Bizi peşinden sürüklediğin o dipsiz kuyuya yine düşersin."
Yuria, Eldrian'ın bu suçlayıcı ve alaycı sözlerine karşı kalkanlarını hiç indirmedi. Aksine, aralarındaki o son birkaç adımlık mesafeyi de kapatarak eski dostunun tam karşısında durdu. Siyah-yeşil göz bandının ardındaki o görünmez, delici bakışlarının ağırlığı Eldrian'ın omuzlarına çöktü.
"Amacım Devranna'yı bulup yeni bir savaş başlatmak değil," dedi Yuria, sesi asırların getirdiği bir olgunluk ve buz gibi bir kabullenişle doluydu. "Bizim devrimiz bitti, Eldrian. Bunu biliyorum. Benim tek amacım, onu Valerith'ten önce bulmak."
Eldrian'ın yüzündeki o bıkkın ifade saniyeler içinde silinirken, Yuria kelimelerin üzerine basa basa son darbeyi indirdi:
"Çünkü o sürtük Valerith onu bizden önce bulursa... işte o zaman bu saklandığın yaldızlı fare deliğini de, benim sığındığım mağarayı da, o uğruna her şeyden vazgeçtiğin huzurunu ve rahatını da tamamen unut."
Eldrian, Yuria'nın bu uyarısı karşısında zerre kadar irkilmedi. Aksine, okyanus mavisi gözlerindeki o karanlık çaresizlik, yerini hastalıklı ve umursamaz bir neşeye bıraktı. Kollarını iki yana açıp avlunun tavanındaki zifiri karanlığa bakarak alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Bırakalım bulsun," dedi rahat, hatta kışkırtıcı bir ses tonuyla. "Devranna'yı da kölesi yapar. Onu zindanlarına kapatır, başkalarıyla bir köpek gibi çiftleştirip o muazzam gücünü kendi sadık kullarına aktarır. Valerith bir tanrıça sonuçta, her şeyi yapar. Üstelik bizim sevgili halkımız da bunu seve seve destekler..." Eldrian dudak kıvırarak duraksadı ve alaycı bir şekilde başını eğdi. "Pardon, kendi halkı da bu iğrençliği sonuna kadar destekler."
Eldrian adımlarını yavaşça Yuria'nın etrafında dolaşacak şekilde attı. Bakışları aşağılayıcı ve bir o kadar da acı doluydu.
"Valerith beni bulsa bana ne yapar bilmem..." diye mırıldandı. "Ama şu anki acınası, köpek gibi hâlime bakıp yüzüme tükürmeye bile tenezzül etmez, eminim. Ama seni..." Eldrian durdu ve doğrudan Yuria'nın o siyah-yeşil göz bandına bakarak sırıttı. "Seni bir sürtük yapar, Yuria. Şehrin en büyük meydanına asar, gelen geçen yüzüne tükürür..." Sözlerini bitirmeden, avlunun duvarlarına çarpan, sinir bozucu ve karanlık bir kahkaha patlattı.
O kahkaha henüz bitmemişti ki, avlunun sıcaklığı aniden sıfırın altına düştü. Lavinia'nın okyanus mavisi gözleri saf bir cinnetle parlamış, parmak uçlarından süzülen mavi alevler saniyeler içinde devasa bir ölüm tırpanına dönüşmüştü.
"Leydim!" diye kükredi Lavinia, dişlerinin arasından. Vücudundaki mana o kadar yoğunlaşmıştı ki etrafındaki mermer zemin çatlamaya başladı. "İzin verin şu iğrenç adamın kafasını kesip hemen şimdi önünüze atayım!"
Yuria, etrafında dönen bu fırtınaya ve kendisine edilen ağır hakaretlere rağmen kılını bile kıpırdatmadı. Yüzündeki o sarsılmaz ifade bir milim dahi oynamamıştı.
"Hayır, Lavinia," dedi Yuria, sesi her zamanki gibi düz ve ruhsuzdu. "Sakin ol."
Lavinia mavi alevlerini isteksizce geri çekerken, o ana kadar sessizce konuşmayı dinleyen Aelrindel'in zümrüt gözleri kocaman açıldı. Yaşlı elfin zihni, Eldrian'ın az önce kurduğu o iğrenç cümledeki korkunç bir detaya takılıp kalmıştı. Asasını yere sertçe vurarak öne çıktı.
"Leydim..." dedi Aelrindel, sesinde gizleyemediği bir dehşet vardı. "O adam... genden gene güç aktarımını biliyor."
Eldrian, Aelrindel'in bu farkındalığı karşısında kahkahasını kesip alaycı bir şekilde sırıttı. Parmaklarını küstahça şıklattı.
"Tabii ki bileceğim aksakal! Sen beni ne sandın?" diye böbürlendi Eldrian. O acınası hâlinden eser kalmamış, asırlık kibri yeniden yüzeye çıkmıştı. "Ben dünyada özel gücü olan ilk varlıklardanım! Kanın ve gücün nasıl miras bırakılacağını benden iyi kimse bilemez."
Lavinia alevlerini tamamen söndürmüş, kaşlarını çatarak Aelrindel'e dönmüştü. "Neyden bahsediyor bu? Ne güç aktarımı?"
Aelrindel başını iki yana salladı, yüzü asırlık bir sırrın yüküyle ağırlaşmıştı. "Şimdi zamanı değil Lavinia. Bu çok uzun ve tehlikeli bir mesele... Döndüğümüzde anlatırım."
Eldrian ukalaca kollarını göğsünde kavuşturup bir şeyler daha söylemek için ağzını araladığı o kısacık saniyede, Yuria'nın sesi avludaki tüm havayı kelimenin tam anlamıyla dondurdu. Hiçbir mana dalgalanması yoktu ama kelimeleri bir kılıçtan daha keskin, bir uçurumdan daha derindi.
"Eldrian," dedi Yuria. Adım atmadı, sadece başını hafifçe ona doğru çevirdi. "Sana ne yapmak istediğin veya neyi yapmayacağın konusunda bir hak tanımadım. Devranna'yı bulacaksın."
Eldrian'ın yüzündeki o serseri sırıtış yavaşça solarken, Yuria son darbeyi indirdi:
"Bulmazsan... Valerith'ten önce buraya tekrar ben uğrarım. Hiç merak etme."
