Cherreads

Chapter 2 - YAŞANMAMASI GEREKEN ŞEYLER

**BU BÖLÜMDE ŞİDDET VE CİNSEL UNSURLAR VARDIR**

"Bazı gelişler ya parlaktır yada zifiri karanlık, ikiside ufak bir çizgi içerisinde gidip gelir."

Eş mi? Ben mi?

Karanlık bir yerde oturmuş kendime bu sözcüğün anlamını sorgulamaya devam ediyordum. Bu kahrolası adam ne demişti öyle? Bana hararetli gözleriyle bakıp eş demişti. Peki ondan sonrasını neden hatırlamıyordu?

Etrafa bakıldığında zifiri karanlık içerisindeydi ama çok rahat hissediyordu. Yüksek ihtimal de bu olanların hepsi rüyaydı ve şuan bir rüyanın içine sıkışıp kalmıştı. Evet kesinlikle böyle olmalıydı çünkü diğer seçenek olabildiğince kendisine uzak ve karanlık geliyordu.

Dakikaların saatleri kovaladığı ve bitmek bilmeyen karanlığın içine uzanmış düşünmeye devam ediyordu. Hâlâ aklı olan şeyi almıyor ve bunun bir gerçek üstü hayal olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu.

Yattığı yerde birden ışık huzmesi bedenini sarmaya başladığında bilincinin yerine geldiğini anlamıştı, kendi kendini fısıltılar içinde uğurladı, umarım sadece hayal görmüşsündür.

Gözlerini açtığında farklı bir his içinde kıpır kıpır bütün vücudunu ele geçirmişti. Yattığı yer daha önceden bu kadar yumaşık mıydı? Etrafa doğru bakınmaya çalıştığında odanın krallara layık bir daire olduğunu fark etmesi çok zaman almadı. Altın kaplamanın gerçek olduğu çok uzaktan bakılsa da kendini belli edecek kadar parlaklığı göz kamaştırıcıydı.

Odada yalnızdı ve bulunduğu odaya bakılırsa yaşadıklarının hiçbiri rüya değildi. Düşünmek ve hareket etmek için çok zamanı yoktu. Kaçmalıydı...

Bu adam vampir ve kurt adam savaşlarının en önde gelen kahramanıydı, eline geçen hiçbir vampir masum olsa dahilinde 10 saniyeden fazla hayatta kalmamıştı, eş demiş olsa dahilinde kendisinin vampir olduğunu öğrendiğinde ne olacaktı? Kendisine kıymayacak mıydı yani! Onu lime lime doğrayıp akşam yemeği niyetine yiyebilirdi...

Yataktan hızlı bir şekilde kalkması gözlerinin kararmasına yol açsa da hızla odanın kapısına doğru yöneldi. Odaların kapıları her zaman bu kadar uzakta mıydı? Hayır tabikide, kendi odası bir köpeğin ini kadar küçüktü.

Elini kapıya atmasıyla kapının açılması bir olmuştu, içinden küfürü bastı, kurtulabilirdi.

Gelenin heybetinden ve hoş kokan toprak kokusundan kim olduğunu direkt olarak anladı.

Basiliks odaya giriş yapmış ve karşısında dikili duruyordu.

"Bir yere mi gidiyordun eşim?"

Kafasını sallayıp elleriyle hayır yapmaya çalıştı fakat çok hızlı bir hareketle Basiliks'le birlikte kendini yatakta alfanın altında buldu, bu ne ara olmuştu?

"Seni kendime mühürleyeceğim ki hiçbir yere kaçma anlaştık mı?"

Ben ölmüş ve cehenneme gitmiş orada azap çekiyor olabilir miydim?

"Kusura bakmayın size karşı geldiğimden değil ama bunun için onayım olması gerekmiyor mu?"

Gözleri nasıl beyaz olabiliyordu? Bütün vücudunu bana yaslayıp elleriyle dudaklarıma dokunmaya başladı. Neden bilmiyordu fakat karşısında ki adama o kadar yükselmeye başlamıştı ki kendisini ona tamamen bırakabilir gibi hissediyordu, kurt adamların eş bağı kendini etkiliyor muydu, bunun hakkında hiçbir bilgisi yoktu.

"Bana karşı mı geleceksin eşim? Benim olman için elimden gelen her şeyi yapacağım ve seni hiçbir yere bırakmayı planlamıyorum."

Sesindeki tını yumuşak olsa da tehlikeyi hissetmiştim. Kurt adamların eşlerine asla zarar vermediklerini duymuştum fakat bunun doğruluğu hakkında hiçbir şey görmemiştim.

"Lütfen efendim üzerimden kalkmanızı rica edeceğim, bir yanlışlık olmuş olmalı! Benim gibi aşağılık biri eşiniz olamaz."

Ne yaptığımı çözüyormuş gibi bakmasından dediklerimin kâr etmediğini fark etmem saliselerimi almamıştı.

"Hiç adımı duymuş muydun?"

Usulca kafamı salladım

"Kralın kanlı eli denmemim bir sebebi olmalı öyle değil mi?"

Donmuş gözlerimle kaldım, nefes alırsam nefesimi kesecekmiş gibi duruyordu.

"Burada kal ve gideceğimiz günü bekle, asla odadan çıkamazsın! Gidene kadar ben dışında tek bir yüz bile göremezsin, beni anladın mı?"

Konuşmasındaki her bir tonlama ayrı ayrı ölüm içeriyordu. Hızlıca kafamı salladığımda eliyle başımı sevip anlamadığım hızda odayı terk etmişti.

Küçüklükten beri burada yaşamadığım çile ve eziyet kalmamışken şimdi daha da kötüsüyle mi karşılaşacaktım?

Ailem ve hiç param olmadığı için diğer hizmetlilerden daha aşağı görülürdüm. Diğer hizmetçilere vurmaya çekinirlerken bana ellerindeki kadehlerle vurdukları bile olmuştu. Hizmetlilerin hepsi bana işini yaptırmaya çalışır ve kendileri yatarken en düşük maaşı bana verirlerdi, çünkü biliyorlardı ki buna muhtaçtım.

Gidecek yeri olmayan, muhtaç biri olduğum için mutlulardı.

Kölelik kalktı dedikleri için kimse bana köle diyemiyordu ama ben diğerlerinin hizmetli kendimin köle seviyesinde olduğumun farkındaydım.

Büyük ve yumuşak yatakta doğruldum. Hayatımın boyunca hiç böyle bir yatakta yatmış mıydım acaba?

Gözümden bir iki damla yaş akıp dizlerime konduğunda ağladığımın farkında bile değildim.

Ağlamak benim için artık günlük bir rutindi çünkü kim ne yaparsa yapsın pasif ve ezik gözükmek zorundaydım.

İçimdeki yanan ateş gün ve gün beni yerken, iç ve dış etkenler yüzünden günden güne yanıyordum.

Üstümdeki geceliğin biraz dekolteye kaçtığını gözlerimdeki yaşlar biraz daha aktıktan sonra fark etmiştim. Kollarımdaki kesik ve yanık izleri çok belli olmuyordu fakat hiçbir şey yokmuş gibi de durmuyordu.

Bu adam benim gibi biriyle asla eş olmayacaktı.

Zihnim anlık olarak karanlığa büründü ve düşünce sistemimin çöktüğünü fark ettim.

Beni kullanıp bir kenara atacaktı veya beni metresi olarak almayı düşünüyor da olabilirdi.

Düşüncelerden sıyrılmaya çalışsam da yapamadım, kendinin en yakın arkadaşı olmak, deyiminin canlı örneğiydim ve kendime yardımcı olamıyordum.

Kütüphaneye girmemiz iş olmadığı müddetçe tamamen yasaktı fakat gizli ve kimsenin fark etmediği bir girişten girip kitapları inceleyebiliyordum. Çoğu yararlı kitabın yanında ilişkiler hakkında garip kitaplar da bulmuştum, bu aklıma gelenler bu yüzden olabilir miydi?

Düzgün düşünemiyordum.

Parmaklarımı saçlarımın arasından geçerken kendimi sakinleştirmeye devam ediyordum ama fayda edecek gibi gözükmüyordu.

Aslında yaşayacağım kadar yaşamamış mıydım?

Doğduğum için bunu çekmek zorunda mıydım?

Kafamı kaldırdığımda gözlerim direkt pencereye takıldı.

Gece olmuştu!

Saatlerce düşüncelerin içinden çıkıp hiçbir şey yapamamıştım. O gelecekti ve beni tamamen kıracaktı.

Pencerenin önünde korkuluk olmadığını fark ettim.

Ya hep ya hiçti.

Bu kadar aşağılanmak ve bu kadar yaşamak bana tamam gelmişti.

Güçlükle ayağa kalkıp kendimi cama kadar zorlamıştım. Bütün eklemlerimin yanı sıra sırtımdaki izlerin geçmemesi işimi hiç kolaylaştırmıyordu.

Pencerenin ucuna doğru yaklaştığımda derin bir nefes aldım. "Bugün her şey bitecek ve sende kurtulacaksın"

İkinci derin nefesimden sonra pencereyi açtığımda rüzgar beni geriye doğru sendeletmişti.

Bu gece dolunaydan bir gün önceki geceydi, yarın gece olduğunda dük bütün hormonlarını en üst seviyesinde yaşayacağı için kendini hiç bırakmaz ve yatak odasındaki her eşya kırılana kadar ondan faydalanırdı.

Pencereye iyiden iyiye yaklaşıp taze havayı içine çektiğinde gülümsemesini durduramadı.

Sonunda, bitiyordu.

Adımımı minik korkuluktan çıkarmaya yeltendiğimde odanın kapısı kırılılacak gibi açılmıştı.

Yakalanmıştım ve kaçacak hiçbir yerim yoktu.

Kafamı hızla döndürdüğümde gelenin dük değil Serefina'nın kendisine köpek yaptığı koruması olduğunu fark ettim.

Beni pencerenin önünden alıp yatağa attığında nasıl olduğunu algılayamamıştım.

"Çok vaktimiz yok, hızlıca bir şeyler yapacağız tamam mı?" Dedikten sonra cevap bile vermemi beklemeden beni boynumdan tutup üstümdeki geceliği parçaladı.

Gözlerimden yaş akarken ittirmeye çalışsam da hiçbir değişiklik yaratmadığını fark ettim. Boğazımı sıkması tamamen beni nefeseiz bırakıp öldürmeye yönelik olmalıydı.

"D-dur ne olursun, b-bunu değil s-senin için her şeyi yaparım." Zıvanadan çıkmış gibiydi ve gözlerinin içi koyulaşmıştı. Beni dinlemiyor ve boştaki eliyle göğüslerimi okşamaya çalışıyordu. Boynumdaki ellerini çekmeye çalışsam da nafileydi. Eli bütün vücudumu keşfederken kendi üstünü de yırtarak çıkartmıştı.

Gözlerimden akan yaşlardan başka elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Erkekliğini vajinama dayayıp beni öpmeye başladığında bütün vücudunun ağırlığını üstüme bırakmıştı ve zaten kaçamazken kapana kısılmıştım.

Burada böylece; bu şekilde, hiç tanımadığım, aşık olmadığım birinin beni alacak olması düşüncesi beynimin bütün nöronlarında alarm vererek dolaşıyordu.

Beni öpmeye devam ederken dudağını dişleyip etini çekiştirdiğimde çığlık atıp kaçmaya çalışsada etin dişimin arasında kesildiğini metalik tadın gelmesiyle fark ettim.

Bir şansım var bu başıma gelmez diye düşünürken erkekliğini vajinama doğru vurmaya başlaması eş zamanda olmuştu.

Beni kirletecekti ve elimden hiçbir şey gelmiyordu.

İçime girmeye çalıştıkça bacaklarımda kalan son güçle onu engellemeye çalışıyordum, o ise dudağının öcünü almak için yüzüme tokatları birbiri ardına patlatıyordu.

"Seni fahişe, dükün seni patlatacağını sandın değil mi? İyice bak sana ilk sokan ben olacağım ve devamında da bütün ülke senin yatağına girecek... Seni asla yataktan kaldırtmayacağım." Boğazımı sıkıp içime girmeye çalışıyordu, engellemeye çalıştıkça vücudumun çeşitli yerlerine yumruklarıyla morluk bırakıyordu.

Dük burada olsaydı değişir miydi? Onu korur muydu? Artık temiz değildi ve üstündeki pislik onu kirletecekti.

Bütün vücudunun ter ve kan içinde kalması 10 dakika bile sürmemişti.

Bugün bu yatakta ölmek istiyordu, düke asla hesap veremeyecekti ve öyle yada böyle öldürülecekti.

Adamın boğazındaki elini ittirmeye daha fazla dermanı kalmamıştı; boğazındaki el yüzünden çığlık atamıyor şerefsiz adamın ağırlığı yüzünden çırpınamıyordu...

Gözlerini tavana dikip içten bir dua ettim,

"Lütfen benim canımı al ve bu işkenceden kurtulayım."

Bitmeyecek bir işkence gibiydi, daha fazla karşı koyamıyordu..

Yatağın çoğu yeri kendi kanı olmuşken kendisine bunu yapan adamın umurunda bile değildi.

Düşüncelerde sıkışıp kalmış ve sistematik bir biçimde adamı son gücüyle itmeye çalışırken kapının kırılma sesi bütün kulaklarını doldurdu.

Üstümdeki adamın geriye çekilişini görmemiştim ama kan kütlesi halinde vücuduma çarpmasına canlı şahit olmuştum.

Dük yanıma gelip beni yataktan hızla çekti.

"Sana dokundu mu? Ne hakla kendine dokundurursun? Gelmemi bekleyemedin ve azgınlığın bu kadar artmış mıydı?!" Yüzündeki öfke patlamaya hazır aktif volkanı andırıyordu.

Yüzüme tokat attığında daha deminki boğuşmada çatlayan

çenemin kırıldığını fark etmem çok zaman almamıştı ve çenem artık yerinde durmuyor aşağıya sarkıyordu.

Yüzüme bile bakmadan beni havaya kaldırdığında, baygınlık geçirmemek; açıklama yapmaya çalışmak için zor dayanıyordum.

Yatağın örtüsünü kaldırıp beni ters bir şekilde yatağa fırlattığında bütün kemik ve eklemlerimin sızladığını fark ettim.

Kırık çenem yüzünden konuşup kendimi açıklayamıyordum bile...

Saniyeler içinde ellerimi ve kollarımı yatağa bağlayıp üstüme bindiğinde elleri sırtımda sertçe gezinirken kulağıma doğru fısıldadı..

"Fantezi meraklısı sürtük seni demek kırbaç seviyorsun."

Korkunç bir kahkaha atarken vücudum tamamen diken üstüne binmiş gibiydi ve sırtıma inen kırbaç darbesi hiç yardımcı olmamıştı. Anın şokunu yaşarken kırbaç darbeleri giderek sertleşmeye devam ediyordu.

Aklımı yerimde tutamıyordum. Bilincimi açık bırakamıyordum.

Kırbaç darbelerinin arasında erkekliğini içimde hissetmem o kadar ağrı, kırık ve elimin kolumun bağlı olmasına rağmen bütün vücudumu etkilemişti. Büyük ihtimal vajinamı yırtıp içime sokmuştu ve düşüncesizce abanıyordu. İçime her girdiğinde kırbaç darbeleride eş zamanlı hareket ediyordu..

Gözlerimi açık tutamazken son hatırladığım şeyin dükün zorla dişlerini boynuma geçirmesiydi.

***

More Chapters