Cherreads

Chapter 1 - 1.Bölüm

Seraphina North zindanda, nefret ettiği o karanlığın içinde ölümü beklemekteydi. Artık bağırmıyor, onu dinlemeleri için yalvarmıyordu. Anlamıştı, bu son kaçınılmazdı.

Gıcııırt... Demir kapının açıldığını belirten o kulak çınlayan sesle bakışları oraya döndü. Abisi infaz sırasında giyilen mavi cübbeyi giymiş, sert ve tiksinen bakışlarıyla kendisine bakıyordu.

Mavi cübbe özeldi; cellatlar ve Tanrı'nın elçileri giyme hakkına sahipti. Cellatları kilise seçer ve görevi iletirdi. Seraphina'nın dudağında kırgın bir gülümseme oluştu.

Celladı abisiydi; onu bu dünyadan sonsuza dek yok edecek kişi, katiliydi. Nasıl bu hale gelmişlerdi? Bu kadar çok nefreti gerçekten hak ediyor muydu?

Gülüşünü bozdu, titreyen bacaklarıyla zorlukla kalktı. Son ana kadar zayıf gözükmek istemiyordu, ailesine bu zevki tattırmayacaktı. Geçmiş hayatında hep bir ailesi olsun istemişti.Öldükten sonra gözlerini açtığında, okuduğu romanın içindeydi. İkinci şansını değerlendirecek ve ailesiyle mutlu bir hayat yaşayacaktı; ta ki o güne kadar.

On dört yaşına kadar her şey güzeldi, aralarında mesafe olsa bile ailesiyle vakit geçirebiliyordu. Önceki fakir, zavallı hayatına göre parayı sıkıntı etmesine bile gerek yoktu artık.

Babası ona bol bol harçlık veriyor ve Seraphina buna mutlu oluyordu. Çünkü eski hayatında bir yetimdi. Şimdi ondan uzak dursa bile bir babası, annesi, abileri vardı.

Kendisine abla diyen bir de küçük kardeşi vardı, bu yeterliydi. Ayrıca romanda geçen ve gerçek Seraphina'nın yaptığı şeylerin tam tersini yapmıştı.

Kendini huzurlu bir hayata adamıştı ama gerçi bunların hiçbiri bir işe yaramamıştı. On dördüncü yaş gününde sarışın, güzel bir kadın malikaneye gelmişti.

Yanında ise elini sımsıkı tuttuğu bir kız vardı. Bu kız, sadece North ailesinde bulunan mavi gözlere sahipti. İnsanlar ilk bakışta zaten onun bir North olduğunu anlamışlardı.

Beatrice, mutluluk getiren demekti. Sarışın kadın, onun Seraphina ile aynı anda doğduğunu ve babasının William North olduğunu söyledi.

Babası kadını tanımıştı; eskiden evlerinde çalışan ve sarhoşken bir geceyi geçirdiği kadındı. Kanıtlar ortadaydı ve kızını kabul etmemesi için bir neden yoktu.

Beatrice utanarak öne çıktı, masmavi ve uzun kirpikli gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Adı gibi, o an herkese mutluluk getirdi, kalpleri çaldı.

Seraphina o gün kıskançlıkla doldu. Elde ettiği hayatın kayıp gidişini izlerken kinlendi. Hem geçmiş hem de şimdiki hayatında şans yanında değildi.

Kendisine gerçek bir kötü karakter gibi

olmayacağını söylemişti ama bir anlık kalbini kaplayan o karanlık buna izin vermedi. Tek yaptığı o kızla biraz uğraşmaktı.Şimdi ise yapmadığı şeyler için bile suçlanmış,cezasının idam olması kararı alınmıştı. Demir kapıya

doğru yürüdü. Muhafızlar önce ellerini sıkıca iple bağladılar.

Seraphina bir büyücüydü; bu kadar tedbirin nedeni, bitap düşse bile kaçma ihtimaline karşıydı. İdam alanına götürülürken dışarı çıktılar.

Gözleri uzun süre karanlığa maruz kalınca, aydınlık yüzünden gözlerini kısmak zorunda kaldı. Kendine gelebilmek adına birkaç kez kırpıştırdı.Gözleri aydınlığa alışınca etrafına baktı; birçok soylu aile, Verdant Krallığı'nın halkı ve kraliyet ailesi dahil neredeyse herkes buradaydı.

Önce babası ve annesine baktı. Tiksinen bakışlar, zaten alışık olduğu şeydi. Kardeşleriyle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı; aynı anneden doğmalarına rağmen onu hep görmezden gelmişlerdi.

Gözleri Darian'a sabitlendi. Sevdiği adam, bir zamanlar onun şövalyesiydi; şimdi ise ona ihanet eden kişiydi. Beatrice'e olan bağlılığı, kendi efendisini silmesine yetmişti.

En azından üzülmesini beklemişti, belki de bu idamı durdururdu. Ama Darian sadece yanında durduğu Beatrice'in elini sıkıca tutmuş, kızın kendisine yaslanmasına izin veriyordu.

Gözleri son kez etrafta dolaştı. Prens Leon'un hastalıktan yataklara düştüğünü duymuştu ama durumun bu kadar ciddi olmasını beklememişti.Bu idamın gerçekleşmesi için bütün ihtimaller ortadan kaldırılmıştı. Leon Verdant, Verdant Krallığı'nın ikinci prensiydi.

Ne kadar kral olmak için potansiyel sahibi olsa da o da Seraphina gibi ailesi tarafından görmezden gelinen, varlığı yok sayılan biriydi. İkisinin düşüncelerini umursamadan onları nişanlamışlardı.

İlk zamanlar ikisi de kavga edip dururdu; sevdikleri kişiler başkaydı ve bu durum onların suçuymuş gibi birbirlerini sinir ederlerdi.

Ancak zaman geçtikçe bu nişan bir anlaşmaya dönüşmüştü. Ne yaparsa yapsın Seraphina'nın yanında olan tek kişi Prens Leon'du ve şu an buraya gelememesi üzücüydü.

Bu durumda herkesin ona cephe alması, Seraphina North için tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı. Muhafızlar onu hazırlanmış alana itti.

Üç basamağı çıktığında, karşısında bulunan sandalyeye kendisini

yerleştirmelerine izin verdi. Başı ipe

geçirilince yutkundu. Bu pislikler yüzünden ölecekti.

Kabul edemediği tek şey buydu. Küt! Ayağındaki sandalye çekildi. Nefessiz kaldı, çırpınmadı; son ana kadar kimseye zevk vermeyecekti.

Gözünden bir damla yaş akarken, eğer bir şansı daha olursa bu sefer sadece kendi için yaşayacağına dair söz verdi. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının sözünü verdi. Düşünceleri son buldu. Seraphina North asılarak ölmüştü.

.....

Seraphina nefes nefese uyandı. Elleri hemen boğazına gitti. Öhö, öhö! Arka arkaya şiddetli şekilde öksürmeye başladı. Gözleri, yanında bulunan komodinin üzerindeki bardak ve sürahiye ilişti.

Hemen suyu doldurdu ve tek dikişte içti. Su boğazından geçerken verdiği soğukluk hissiyle gözlerini kapattı. Su bitince bardağı aldığı yere koydu, nefesleri biraz da olsa düzene girmişti.

Eli hâlâ boğazının üzerinde duruyordu; sanki boğazına geçirilen ip hâlâ boynundaymış ve onu boğuyormuş gibiydi. Gözlerini açtı, tamamen sakinleştikten sonra üzerindeki örtüyü çekti.

Gözleri üstündeki beyaz ipek kıyafeti ve daha sonra bulunduğu odayı inceledi. Burası eski odasıydı; işte o an kafasına dank etti. Ölmüş olması gerekiyordu ama şimdi yatağındaydı.

Apar topar yataktan kalktı, odasında bulunan uzun boy aynasının önüne geçti. Aynaya bakarken şaşkınlık ve heyecanla ellerini vücudunda gezdirdi.

En son koluna sert bir çimdik attı. Canının acısıyla ağzından, "Ah!" diye bir ses çıktı. Yaşıyordu! Dahası, aynada baktığı kendi on altı yaşındaki haliydi.

Önce gülümsedi, daha sonra kahkaha atmaya başladı. Romanlarda ölürken genellikle insanlar ikinci bir şans isterdi, Seraphina da sadece bunu denemek istemişti; işe yarayacağını hiç düşünmemişti.

Birden aklına gelenlerle kahkaha atmayı kesti. On altı yaşındaydı, bundan emindi ama tam olarak zamanı bilmiyordu. Geri döndü diye rahatlayamazdı.

Aynı şeylerin yaşanmasını istemiyordu, belki bu geri dönüş son şansı olabilirdi; bu yüzden boşuna harcamamalıydı. Aynada kendine bakmaya devam ederken boynundaki ize baktı.

Bu ipin oluşturduğu, dikkatli bakılmadığı sürece belli olmayan bir izdi. Kıyafet dolabının önüne geçti ve içinden kırmızı elbisesini aldı. İnceledikten sonra üzerine giyindi.

Belki kötü bir karakter olabilirdi ama asla zevksiz değildi. Kendi için özel olarak yaptırdığı takı masasının yanına gidip ilk çekmeceyi açtı; her kıyafetiyle uyumlu takılara sahipti.

Kırmızı renkli, parlayan küpelerini taktı. Aynadan son kontrollerini yapıp odasından çıktı. O sıra koridorda temizlik yapan hizmetçilerin gözleri üzerine çevrilince bir an irkildi.

Doğru ya, onları nasıl unutabilirdi? Beatrice eve ilk geldiği zamanlar onunla ilgileniyormuş gibi yapıp güvenini kazanmış, daha sonra ise altınlarını çalarak ona iftira atmışlardı.

Elleri yumruk oldu. Sıra onlara da gelecekti, her şeyin bir zamanı vardı. Gurrr... Guruldayan karnıyla düşüncelerinden ayrıldı.

Evet, her şeyin zamanı vardı ve şimdi aç karnını doyurması gerekiyordu. Onları görmezden gelerek koridorda ilerlemeye başladı.

Yirmi beş dakika sonra...

Seraphina delirmek üzereydi, ciddi anlamda kafayı yiyecekti. On sekiz yaşına geldiğinde malikaneden kovulmuş, North ailesine ait bir kulede yaşamaya zorlanmıştı.

Öldüğünde ise yirmi sekiz yaşındaydı. Bu on yılda evini unutmuş olamazdı, değil mi? Elleriyle saçlarını yolarken bir yandan da ayaklarıyla yere vuruyordu.

Evet, bir dükün kızı yemek odasını bulamadığı için tepiniyordu. Eğer hizmetçilere sorsa ya dalga geçerlerdi ya da onu ciddiye almazlardı.

Sonuçta kim bunca zaman kaldığı yerin yemek odasını unuturdu ki? Ayaklarını yere vurmaya devam ederken gelen sesle vücudu buz kesti.

"Leydi Seraphina, siz iyi misiniz?"

Bu sesi nasıl tanımazdı ki? Beatrice, North ailesinin biricik prensesi. Seraphina arkasını döndü, bakışları duygusuzdu. Bu kıza karşı hiçbir şey hissetmiyordu.

Beatrice'in o parlak gülümsemesi her zamanki gibi dudaklarındaydı.Giydiği beyaz, sade elbise zarif bir leydi görünümü oluşturmuştu. Seraphina'nın aksine Beatrice sade giyinirdi. Seraphina ise kıyafeti bir savaş zırhı gibi görür, her duruma hazır olmak amaçlı ağır renkleri tercih ederdi.

"Elbette, iyi olmamam için bir neden mi var Beatrice?"

Seraphina ona hiçbir zaman leydi dememişti ve bu durum şimdiki hayatında da değişmeyecekti.Saygı duyması gereken biri olmaktan çok uzaktı. Beatrice telaşla konuşmaya çalıştı.

Seraphina'nın kendisini yanlış anlamasını istemiyordu.Bu yüzden konuşma girişiminde bulundu ama Seraphina'nın guruldayan karnıyla bundan vazgeçti. Seraphina guruldayan karnına lanetler okudu.Bu utancı hafif bir öksürükle baskıladı.

"Artık yemek odasına gitsek iyi olacak."

Kendinden emin bir şekilde Beatrice'e baktı.

Bakışlarından çekinen Beatrice yemek odasına doğru ilerleyince onu takip etti. Belki de kahvaltıdan sonra malikanede birkaç tur atmalıydı, yine bilmediği bir yeri bulmak için zamanını harcamak istemiyordu.

Ayrıca kimsenin onu deli gibi dolaşırken görmesini istemezdi. Yemek odasının önüne gelince kapıyı kapıda bulunan askerler açtı.Önde Beatrice, arkasında ise Seraphina sırayla girdi. Bakışlar üzerlerindeyken Seraphina onları umursamadı.

More Chapters