Rezonans Meydanı'nda zaman, fiziksel akışını yitirmiş, Kael Vael'thra'nın sağ elinin altında sıkışıp kalan o yoğun, zift karası enerjinin çekim kuvvetine teslim olmuştu.
Dünya, gri bir fotoğrafa dönüşmüştü. Sesler boğulmuş, renkler solmuştu. Sadece podyumun merkezinde, Köken Küresi'ne (Origin Orb) temas eden o el ve o elden yayılan, gerçekliği büken o Siyah Duman canlıydı.
Kael'in sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, %1 açıklığa ulaştığı o ilk "Klik" anından itibaren, sanki yıllardır aç kalmış bir canavarın kükremesi gibi titreşiyordu. Mühürden sızan Tını (Mana), Kael'in omurgasından yukarı tırmanıyor, omzundan geçiyor ve Hayalet Meridyenlerle (yapay damarlar) donatılmış sağ kolundan bir sel gibi akıyordu.
Ancak bu akış, huzurlu bir nehir değildi. Bu, dar bir boruya sıkıştırılmış bir okyanustu.
Kael'in sağ kolundaki et, içinden geçen bu yoğunluğa dayanamayarak ısınmaya, hatta tütmeye başlamıştı. Derisinin altındaki siyah damarlar, birer yılan gibi kabarmış, kolunu sarmalayan sargılar yanarak kül olmuştu.
Makine çığlık atıyordu.
VİİİİİİNNNNNNNN!
Küreden gelen o tiz, mekanik ses, camın dayanma sınırını aştığını haykırıyordu.
BİRİNCİ SANİYE.
Kürenin içindeki o beyaz, saf sis, Kael'in elinden akan Siyah Duman (Void Essence) tarafından yutuldu. Siyahlık, bir mürekkep damlasının suya yayılması gibi değil; bir kara deliğin ışığı emmesi gibi kürenin içini kapladı.
Renk skalasında olmayan bir karanlık, camın arkasına hapsoldu. Ve o karanlığın tam ortasında, Kael'in sağ gözündeki o dikey yarığa benzeyen, incecik, titrek bir Altın Damar belirdi.
Bu, Drasly'nin mirasıydı. Yıkımın içindeki o ilahi çekirdek.
Kaen Morlis, ön sırada, yere kapaklanmış bir halde, ciğerlerindeki havanın vakumlandığını hissederek çırpınıyordu. Gözleri, podyumdaki o manzaraya kilitlenmişti. Korkudan değil, anlamlandıramamaktan dolayı donmuştu. "Bu... bu büyü değil," diye geçirdi içinden, beyni oksijensiz kaldığı için bulanıklaşırken. "Bu bir ağırlık."
İKİNCİ SANİYE.
Otomasyon sistemi, mekanik ve panik dolu bir sesle, cızırtıların arasından son uyarısını yaptı:
"KRİTİK HATA! REZONANS AŞIMI! VERİ TANIMLANAMIYOR! VARLIK TÜRÜ: BİLİNMEYEN! SİSTEM KAPATILIY..."
Ses, metalik bir hırıltıyla kesildi. Çünkü sistemin bağlı olduğu mana kristalleri, Kael'in yaydığı ters akıma (Negasyon) dayanamayarak patlamıştı.
Kael, dişlerini o kadar sert sıkıyordu ki, ağzının içine sıcak kan doldu. Karnındaki Aura Çekirdeğini (Kudret) ateşleyerek, bacaklarını yere çivilemişti. Eğer fiziksel gücüyle kendini sabitlemeseydi, kolundan çıkan bu enerji tazyiki onu geriye doğru, tribünlere fırlatabilirdi.
"Tut!" diye emretti kendine. "Patlamasına izin verme. Sadece... ez."
ÜÇÜNCÜ SANİYE.
Podyumun ahşap zemini, Kael'in ayaklarının altında çatırdamaya başladı. Ancak bu bir kırılma değildi; ahşap, Kael'in yaydığı "Ağırlık" (Mana Basıncı) altında, moleküler yapısını kaybederek toza dönüşüyordu. Kael'in botları, sanki bataklığa basar gibi, sert zeminin içine gömülmeye başladı.
Rezonans Kulesi'nin kendisi sarsıldı.
Rektör Rovan Silth, locasındaki korkuluklara tutunarak ayakta durmaya çalıştı. Gözlerindeki dehşet, yerini saf, akademik bir hayranlığa bırakmıştı. "Mühür..." diye fısıldadı Rektör. "O mühür çocuğu zayıflatmıyormuş. O mühür, dünyayı çocuktan koruyormuş."
Yanındaki Mareen Veyn, elindeki analiz tabletinin ekranının çatladığını gördü. "Rektörüm! Mana yoğunluğu ölçülemiyor! Skala dışı! Eğer o çocuk elini çekmezse, bu kule bir kraterin dibine çökecek!"
"Çekmeyecek," dedi Rovan. Kael'in yüzündeki o vahşi ifadeyi görmüştü. "Kanıtlıyor Mareen. Varoluşunu kanıtlıyor."
DÖRDÜNCÜ SANİYE.
Kürenin cam yüzeyinde, Kael'in parmaklarının değdiği noktadan dışarıya doğru, örümcek ağına benzer, parlak beyaz çatlaklar yayıldı.
ÇAT... ÇATIRRR...
Bu ses, bir camın kırılması gibi değildi. Bir buzulun yarılması gibi tok ve yankılıydı.
Kael'in sağ kolundaki Hayalet Meridyenler, kapasitelerinin %100'üne ulaştı. Kolundan yayılan mor-siyah ışık o kadar güçlendi ki, Kael'in kemiklerinin silueti derisinin üzerinden seçilebiliyordu.
Elyra , oğlunun arkasında, elleri havada, müdahale etmeye hazır bekliyordu. Gözlerindeki Turkuaz Rün Işığı, Kael'in sırtındaki Kızıl Işıkla savaşıyordu.
"Kael!" diye bağırdı Elyra. Sesi, uğultunun içinde kayboldu. "Sınırdayız! Geri çekil!"
Ama Kael duymadı.
Zihninde sadece o ses vardı. Halid'in sesi. Vur Kael. Onlara, demirin nasıl büküldüğünü göster.
Ve Kael, içindeki okyanusun vanasını, milimetrik bir pay daha çevirdi.
BEŞİNCİ SANİYE.
HÜKÜMSÜZLÜK.
Kael, avcunu kürenin üzerine bastırdı ve parmaklarını kapattı.
O an, fizik kuralları kısa bir süreliğine izne ayrıldı.
Küre patlamadı.
Küre, İçe Çöktü (Implosion).
Kael'in avcunun içindeki o nokta, bir vakum merkezi oluşturdu. Cam, metal kaide, hava, ışık ve ses... her şey o noktaya doğru emildi.
Ve sonra... HİÇLİK.
Bir saniyelik mutlak sessizlik. Meydandaki herkesin kulakları tıkandı. Kalpler tekledi.
Ardından gelen şok dalgası, sesiyle değil, basıncıyla geldi.
GÜMMMMMMMMMM!!!
Rezonans Küresi, moleküllerine ayrılarak yok oldu.
Patlamanın etkisiyle oluşan görünmez dalga, podyumun merkezinden dışarıya doğru, dairesel bir tırpan gibi yayıldı.
Podyumun zemin tahtaları, kıymıklar halinde havaya uçtu.
En ön sıradaki öğrenciler, görünmez bir el tarafından itilmiş gibi geriye savrularak, arkalarındakilerin üzerine devrildiler.
Kaen Morlis, oturduğu yerden fırlayıp, beş metre gerideki duvara yapıştı. Pahalı kırmızı pelerini yırtıldı, asası elinden fırlayıp taşların arasında kayboldu.
Meydan toz, duman ve statik elektrikle doldu. Havada uçuşan mavi kıvılcımlar, insanların saçlarını kabartıyor, zırhların üzerinde çıtırdıyordu.
Rezonans Kulesi'nin girişindeki devasa mermer sütunlardan birinde, derin, dikey bir çatlak oluştu.
ÇATIRRRRR.
Toz bulutu yavaşça çökerken, yıkımın merkezindeki görüntü netleşti.
Podyum yok olmuştu. Yerinde, zemine kadar inmiş, yanık izleriyle dolu dairesel bir çukur vardı.
Ve o çukurun ortasında, dizlerinin üzerine çökmüş ama hala dimdik duran Kael Vael'thra vardı.
Sağ kolu dumanlar içindeydi. Gömleğinin sağ kolu tamamen yanıp kül olmuş, geriye sadece kömürleşmiş kumaş parçaları kalmıştı. Kolundaki siyah damarlar, derisinin üzerinde kabarık bir harita gibi duruyordu.
Elyra, Kael'in arkasındaydı. İki elini oğlunun sırtına, Mührün merkezine bastırmış, omuzları çökmüş, nefes nefese kalmıştı. Son saniyede, Kael okyanusu tamamen serbest bırakmadan önce mührü zorla, fiziksel ve büyüsel bir darbeyle kilitlemişti.
"Kapan..." diye fısıldadı Elyra, sesi titreyerek. "Bitti."
Sırtındaki rünlerin ışığı, öfkeli bir kordan, sönük bir küle dönüştü.
Kael, ağır ağır başını kaldırdı.
Yüzü ter ve is içindeydi. Alnından süzülen bir damla kan, yanağından aşağı kaydı. Sağ gözündeki o altın iris, hala vahşi bir parlaklıkla yanıyordu ama sol gözündeki mavi, yorgunluktan solmuştu.
Derin, hırıltılı bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan tozlu hava, ona yaşadığını hatırlattı.
Yavaşça ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama Kudretini kullanarak kaslarını kilitledi. Yıkılmayacaktı. Burada, bu insanların önünde asla diz çökmeyecekti.
Etrafındaki sessizlik, patlamadan daha ağırdı. Binlerce öğrenci, eğitmen ve soylu, ona bir ucube gibi değil, bir felaket gibi bakıyordu.
Kael, dumanların arasından, duvarın dibine sinmiş, yüzü bembeyaz kesilmiş, tir tir titreyen Kaen Morlis'i gördü.
Kael, kömürleşmiş sağ elini kaldırdı. Eli titriyordu ama işaret parmağıyla Kaen'i gösterdi.
Sesi, meydanın akustiğinde bir bıçak gibi yankılandı.
"Sıfır değilmiş."
Kaen cevap veremedi. Sadece yutkundu. Gözlerindeki kibir silinmiş, yerini saf, ilkel bir dehşete bırakmıştı.
Kael, arkasını döndü. Malik, yıkıntıların kenarında, elinde Yerkıran ile bekliyordu. Malik'in yüzünde şaşkınlık yoktu; sadece gururlu bir sırıtış vardı.
"Gidelim Malik," dedi Kael. Sesi yorgundu. "Burada işimiz bitti."
"Nereye Kaptan?" diye sordu Malik, Kael'in kolunun altına girip ona destek olarak.
"Karanlığa," dedi Kael. "Işık... gözlerimi yoruyor."
Kael ve Malik, sessizliğe gömülmüş kalabalığın arasından, Kızıl Deniz'i yaran Musa gibi geçip gittiler. Kimse yollarını kesmedi. Kimse tek kelime etmedi.
Rektör Rovan, locasından onları izlerken, elindeki listeye, Kael Vael'thra isminin yanına titreyen bir el ile not düştü:
STATÜ: ANOMALİ. TEHDİT SEVİYESİ: BELİRSİZ. NOT: UYANDIRMAYIN.
O gün, Solgard Akademisi'nde bir efsane doğmadı. O gün, bir uyarı verildi. Ve herkes, o siyah pelerinli çocuğun sadece bir öğrenci olmadığını, yürüyen bir mühür olduğunu çok net anlamıştı.
