Yazma
5. Bölüm — Yeni Hayat
Aşiyan, boşanma belgelerini bir kez daha önüne serdi.
Sayfaları tek tek inceliyor, önemli gördüğü yerleri işaretliyor ve aklına gelen her şeyi küçük bir deftere not ediyordu.
Aslında istediği çok fazla değildi.
Oğlundan başka hiçbir şey istemiyordu.
Alex'in onun yanında kalması yeterliydi. Fakat bunun için önce kendisine ve oğluna yeni bir yaşam alanı oluşturmalıydı. Kendi parasını kazanmalı, kendi ayakları üzerinde durmalıydı.
Çünkü artık kimseye muhtaç olmak istemiyordu.
Önceki hayatında müzik onun dünyasıydı. Özellikle çello…
Çellosunu eline aldığında bütün dünya sessizleşir, yalnızca parmaklarının teller üzerinde çıkardığı ses kalırdı.
Şimdi ise yeni bir hayatın içindeydi.
Her şeye yeniden başlıyordu.
Üstelik bu kez hayat ona genç, güzel ve zengin bir beden vermişti.
Yalnızca yirmi üç yaşlarında bir kadın bedeni…
Aşiyan'ın ruhu ise otuzlarının sonlarındaydı.
Beden gençti ama ruhu yaşadığı onca deneyimden sonra oldukça olgundu. Buna rağmen kendisini enerjik ve canlı hissediyordu.
Bir an aynanın karşısında durdu.
Yüzüne baktı.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
"Tanrı bana bir şans daha verdi."
Bu kez o şansı boşa harcamayacaktı.
Bütün gün plan yaptı.
Yeni hayatını nasıl kuracağını düşündü. Belgeleri toparladı, evrakları inceledi, önemli gördüğü her şeyi not aldı.
Özellikle boşanma belgeleri üzerinde duruyordu.
Bu belgeleri önceki hayatından tanıdığı bir avukat arkadaşına göstermeye karar verdi. Çünkü Aşiyan çok iyi biliyordu ki bu boşanma sıradan bir boşanma değildi.
Sözde kocası güçlü bir adamdı.
Hem maddi olarak hem de çevresi bakımından…
Üstelik başka bir kadın vardı.
Bir metres.
Aşiyan için bunun hiçbir önemi yoktu.
Çünkü bedenin asıl sahibi olan genç kadın bu evlilikte büyük acılar yaşamıştı.
Aşiyan o acıyı hissedebiliyordu.
Sanki geçmişte yaşanan her şey bedenin hafızasında hâlâ canlıydı.
Ve Aşiyan bir karar verdi.
Bu kadının intikamını alacaktı.
Ama hemen değil.
Önce güçlenecekti.
Önce kendi hayatını kuracaktı.
Öğleden sonra okuldan alma saati yaklaşınca hazırlandı.
Alex'i aldıktan sonra onunla özel bir gün geçirmek istiyordu.
Önce dışarıda yemek yiyecekler, sonra oyun parkına gidecekler, birlikte eğlenceli aktiviteler yapacaklardı.
Alex annesinin söylediklerini duyduğunda şaşırdı.
Çünkü annesiyle daha önce böyle bir gün geçirmemişti.
O gün Alex'in mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
Gözleri tıpkı bir elmas gibi parlıyordu.
Aşiyan onu izlerken içi sıcacık oldu.
"Bir çocuğu mutlu etmek gerçekten bu kadar kolay mı?" diye düşündü.
O gün birlikte yemek yediler.
Oyun parkında oynadılar.
Güldüler.
Koştular.
Akşam eve döndüklerinde Alex yorgunluktan bitmişti ama yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu.
Aşiyan onun banyosunu yaptırdı.
Saçlarını kuruttu.
Pijamalarını giydirdi.
Ödevlerini birlikte yaptılar.
Sonra onu yatağına yatırdı.
Tam odadan çıkacakken Alex küçük elleriyle annesine sarıldı.
"Anne… benimle uyur musun?"
Aşiyan durdu.
Çocuğun gözlerinde garip bir korku vardı.
Sanki annesine sarılmazsa onu kaybedecekmiş gibi…
Aşiyan yatağın kenarına oturdu.
Alex hemen ona sokuldu.
Küçük bedeni annesine sımsıkı sarılmıştı.
Aşiyan onun saçlarını okşadı.
Alnına bir öpücük kondurdu.
"İyi geceler, yakışıklım."
Alex gözlerini kapattı.
Aşiyan da bir süre yanında kaldı.
Gece yarısı Aşiyan bir kabustan uyanarak gözlerini açtı.
Kalbi hızlı hızlı atıyordu.
Bir süre karanlıkta oturdu.
Sonra aklına Alex geldi.
Sessizce çocuğunun odasına gitti.
Alex uyuyordu.
Aşiyan tam odadan çıkacakken küçük çocuğun uykusunda konuştuğunu duydu.
"Anne… lütfen gitme…"
Aşiyan olduğu yerde kaldı.
Alex'in sesi titriyordu.
"Anne… beni bırakma…"
Aşiyan'ın içi sızladı.
Sonra bir cümle daha duydu.
"Anne… özür dilerim…"
Aşiyan'ın gözleri doldu.
Sessizce yatağın yanına uzandı.
Alex uykusunda annesine sarıldı.
Aşiyan da onu kollarının arasına aldı.
O gece anne ve oğul birbirlerine sarılarak uyudular.
Sabah Aşiyan erkenden kalktı.
Sessizce mutfağa indi.
Bugün Alex için güzel bir kahvaltı hazırlamak istiyordu.
Pankek yaptı.
Üzerlerine gülen yüzler çizdi.
Omlet hazırladı.
Minik tostlar yaptı.
Alex'in okul çantasını da hazırladı.
İlk kez böyle bir şey yapıyordu.
Ama bundan büyük bir mutluluk duyuyordu.
Bir süre sonra Alex'i uyandırmak için odasına çıktı.
Bu kez onu normal bir şekilde uyandırmak istemiyordu.
Telefonundan hareketli bir müzik açtı.
"Günaydın, yakışıklım!"
Alex gözlerini açtı.
Annesinin dans ettiğini görünce önce şaşırdı.
Sonra kahkahalarla gülmeye başladı.
Aşiyan elini uzattı.
"Hadi, birlikte dans edelim!"
Alex yataktan kalktı.
Anne ve oğul birkaç dakika odanın içinde dans ettiler.
O sabah Alex'te ne bir mızmızlanma vardı ne de uykusundan şikâyet etme…
Çok heyecanlıydı.
Çünkü bugün annesinin hazırladığı yiyeceklerden birini okula götürecekti.
Birlikte mutfağa indiler.
Aşiyan bardaklara süt doldurdu.
Kahvaltı tabaklarını hazırladı.
Anne ve oğul eğlenerek kahvaltılarını yaptılar.
Kahvaltı bittikten sonra Aşiyan oğluna baktı.
"Alex, hadi bakalım. Şimdi yukarı çıkıp kendin hazırlanmayı dene."
Alex şaşırdı.
"Ben mi?"
"Evet. Yardıma ihtiyacın olursa seslen bana."
Alex birkaç saniye düşündü.
Sonra gülümsedi.
"Tamam anneciğim."
Yukarı çıktı.
Ne giyeceğini zaten hazırlamıştı.
Dişlerini fırçaladı.
Yüzünü yıkadı.
Kıyafetlerini giymeye başladı.
Bir düğmeyi yanlış ilikledi.
Tekrar açtı.
Sonunda kendi başına giyinmeyi başardı.
Aşiyan kapıda onu görünce gülümsedi.
"Ne kadar yakışıklı olmuşsun!"
Alex'in yüzü gururla aydınlandı.
Henüz beş yaşındaydı.
Anaokulu çağındaydı.
Ama kendi başına giyinmişti.
Ve annesini gururlandırdığı için çok mutluydu.
Aşiyan onun eğitimine de büyük önem veriyordu. Alex'e iki farklı dil öğretiyor, gelecekte başarılı olması için elinden geleni yapıyordu.
Evden çıkacakları sırada Alex birden durdu.
"Anneciğim…"
"Efendim?"
"Garajda bir sürü arabamız var. Neden arabayla gitmiyoruz?"
Aşiyan bir an düşündü.
Araba kullanmayı biliyordu.
Ama bu bedene ait ehliyetin olup olmadığını bilmiyordu.
Bunu mutlaka kontrol etmeliydi.
Bir de motor kullanmayı çok seviyordu.
Kendi hayatında bir motoru olmasını istiyordu.
Yeterince parası vardı.
Ama artık yalnızca parasına güvenerek yaşamak istemiyordu.
Kendi kazancını elde etmeliydi.
Alex'i okuldan aldıktan sonra eve döndüğünde bilgisayarını açtı.
İş ilanlarını araştırmaya başladı.
Bir süre sonra karşısına çıkan ilanı görünce gözleri parladı.
"Restoranımızda sahne alacak çello sanatçısı aranıyor."
Aşiyan uzun süre ekrana baktı.
Çello…
Sanki hayat ona yeniden bir kapı açıyordu.
Başvuru için gerekli bilgileri gönderdi.
Sonra evde bulunan kimlikleri, pasaportları, diplomaları ve sertifikaları incelemeye başladı.
Bu bedenin sahibi gerçekten başarılı bir kadındı.
Ehliyeti vardı.
Çeşitli sertifikaları vardı.
Diplomaları vardı.
Birden fazla dil biliyordu.
Fakat Aşiyan için en şaşırtıcı olan şey şuydu:
Bu dillerin hepsini konuşabiliyordu.
Sanki bedenin hafızası bilgileri korumuştu.
Aşiyan düşünmeden konuşuyor, söylenenleri rahatlıkla anlayabiliyordu.
Bu onun için büyük bir avantajdı.
Sonra ehliyetini buldu.
Motor ehliyeti de vardı.
Aşiyan'ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"İşte bu!"
Garaja indi.
Bir motor vardı.
Fakat istediği model değildi.
"Önce bununla biraz pratik yapmalıyım," diye düşündü.
Kendisi için gerekli ekipmanları aldı.
Alex için de yaşına uygun bir kask ve koruyucu kıyafet aldı.
Artık yeni hayatına biraz heyecan katmaya karar vermişti.
Ama en önemlisi Alex'le güzel anılar biriktirmekti.
Çünkü bir gün bu bedenden ayrılmak zorunda kalırsa…
Alex'in annesiyle ilgili hatırladığı şeylerin korku değil, sevgi olmasını istiyordu.
Akşam eve döndüğünde Alex'e sürpriz yaptı.
Çocuğun mutluluktan havalara uçtuğunu görünce Aşiyan da güldü.
"Anne! Gerçekten benim mi?"
"Evet, yakışıklım."
Alex heyecanla ekipmanlarına sarıldı.
O gece Aşiyan salonu küçük bir sinema salonuna çevirdi.
Mısır patlattı.
Kocaman koltuğu açıp yatak haline getirdi.
Sonra ikisinin de seveceği bir animasyon filmi açtı.
Alex şaşkınlıkla annesine baktı.
"Anneciğim… Sen bu filmi biliyor musun?"
Aşiyan gülümsedi.
"Evet, biliyorum."
"Daha önce izledin mi?"
"Evet."
"Ben izlemedim."
"O zaman birlikte izleyelim."
Aşiyan biraz düşündü.
"Ne dersin? Haftada iki kere sinema gecemiz olsun mu?"
Alex'in gözleri ışıldadı.
"Evet!"
Tam filme dalmışlardı ki…
Kapı birden açıldı.
Karanlığın içinden uzun bir gölge belirdi.
Aşiyan ve Alex aynı anda irkildi.
Alex korkuyla annesine sokuldu.
Aşiyan ise refleksle oğlunun önüne geçti.
Karanlığın içinden gelen adamın sesi salonu doldurdu.
"Burada neden karanlıkta oturuyorsunuz?"
Gür, kendinden emin ve soğuk bir sesti.
Aşiyan adamın yüzüne baktı.
"Film izliyoruz. Görmüyor musun?"
Adam birkaç saniye sessizce anne ve oğula baktı.
Sonra yalnızca:
"Devam edin."
dedi.
Soğuk ve mesafeli tavrıyla merdivenlere yöneldi.
Martin Jares.
Yanındaki adamlarla birlikte yukarı çıktı.
Tek kelime daha etmedi.
Aşiyan ve Alex, Martin Jares'in arkasından bakakaldılar.
Onlar bu tavırlara alışmışlardı.
Ama Aşiyan alışmamıştı.
Çünkü Aşiyan artık o eski kadın değildi.
Martin Jares'in arkasından bakarken gözlerinde korku yoktu.
Aksine, sessiz bir kararlılık vardı.
Alex annesine sarıldı.
Aşiyan küçük çocuğun saçlarını okşadı.
Alex'in gözleri hâlâ mutlulukla parlıyordu.
Aşiyan onu kendisine daha sıkı çekti.
İçinden tek bir cümle geçti:
"Sana bir daha kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim."
Ve o gece Aşiyan ilk kez anladı…
Yeni hayatı yalnızca kendisini kurtarmak için verilmemişti.
Belki de bir başkasının yarım kalan hayatını tamamlamak için ikinci kez dünyaya gelmişti.
