Shizuma, adımlarını sıklaştırarak köy meydanının kalabalığına sığınmak istiyordu. Ancak arkasındaki gölge, onun ritmine kusursuz bir uyumla eşlik ediyordu. Kalbi, göğüs kafesine çarpan bir kuş gibi hızlanırken, durumu netleştirmek için yol kenarındaki büyük vitrin camının önünden geçti. Yansıyan silüet; uzun boylu, geniş omuzlu ve omzunda çantası olan birine aitti.
Aniden durdu. Öfke ve korkunun harmanlandığı buz gibi bir tonla arkasına döndü:
[ "Pısırık gibi arkamdan gelmekteki amacın ne?"]
Gözlerini, karanlıkta seçemediği o bakışlara dikti. Kapüşonunun altından ellerini saçlarına götüren genç adam, hafif dalgalı siyah saçlarını geriye itti. Çekik gözlerinde bir mahcubiyet parıltısıyla gülümsedi.
["Ah... Üzgünüm, seni korkutmak istememiştim,"] dedi sesi yumuşayarak. ["Okuldan beklediğimden erken ayrılmışsın, yetişmek için biraz acele ettim."]
Shizuma derin bir nefes verdi. Karşısındaki Zoxi'ydi. Beraber büyüdükleri, her anını paylaştığı o neşeli ve popüler çocuk... Rahatlamanın verdiği sinirle ileri atılıp Zoxi'nin omzuna yumruklar savurmaya başladı.
[ "Aptal! Gece yarısı yürüyen bir kızın arkasından böyle sessizce gelinir mi hiç?"]
Zoxi, şaka yollu canı yanıyormuş gibi yaparak geri çekildi. Refleksle toprak elementini harekete geçirip aralarına küçük bir set ördü. Shizuma'nın yumrukları toprağa çarpıp hızı kesilince kız da yavaş yavaş sakinleşti. Zoxi, başını kurduğu duvarın arkasından ürkekçe çıkardı:
[ "Affettin mi? Güvende miyim?"]
Kızın yanına sokulduğunda Shizuma'nın yüzünde Ay'ın o saf, süt beyazı ışığı oynaşıyordu. Bu ışık altında teni öylesine duru ve büyüleyiciydi ki, Zoxi bir an duraksadı. O sırada Shizuma'nın öfkesi, yerini hafif bir pişmanlığa bırakmıştı. Yavaşça yüzünü ona bakan bir çift göze çevirdi. Zoxi'nin esmer teni, toprak rengi gibi kahverengi-yeşil gözleri ve siyah kapüşonunun içinden bile belli olan heybetli duruşu ona her zaman güven vermişti.
Zoxi, heyecanla bir adım daha yaklaştı:
[ "Harika bir yer keşfettim, yarın kesinlikle oraya gitmeliyiz. Uzun zaman sonra ikimize de iyi gelecek bir huzurlu bir yere ihtiyacımız var."]
Shizuma sessizce başıyla onayladı. Zoxi'nin yüzünde kocaman bir gülümseme yayıldı. "O zaman yarın görüşürüz, ben kaçar!" diyerek karanlığın içinde gözden kayboldu.
Shizuma, evine giden patikada ilerlerken Zoxi'nin o çocuksu tavırlarına gülümsüyordu. Ancak bahçe kapısından içeri girdiğinde, beyaz zambakların huzur veren kokusu bile içindeki karanlığı dağıtmaya yetmedi. Derme çatma kapıyı itip içeri girdiğinde, ailesinin her zamanki ruhsuz haliyle karşılaştı.
Babası Swizi, elindeki içki kadehini sertçe masaya bırakıp kızına döndü. Gözleri kan çanağına dönmüştü, öfkesi dudaklarından taşan salyalarla beraber dışarı sızıyordu.
["Neden bu kadar geç kaldın? Saat kaç biliyor musun sen!"]
Shizuma, çatışmadan kaçınmak için başını öne eğip kısık bir sesle özür diledi. Ancak bu sessizlik babasını daha da körükledi. Adam, beklenmedik bir hiddetle ayağa kalkıp Shizuma'nın yüzüne sert bir tokat indirdi. Hiçbir şey olmamış gibi yerine oturup içkisini yudumlamaya devam etti.
Shizuma odasına kaçtı. Yanağı cayır cayır yanıyor, parmak izleri tenine bir mühür gibi kazınıyordu. Genelde evde bir hayalet gibi muamele görmeye alışkındı; varlığı bile fark edilmezken bu fiziksel darbe ruhundaki son bağları da koparmıştı.
Acısını unutmak için küçük penceresine yaklaştı. Dışarıdaki karanlığın içinde, otların arasında göz alıcı, zümrüt yeşili bir parıltı fark etti. Merakı, korkusundan daha baskın geldi; pencereden sessizce süzülüp çimenlerin üzerine atladı.
Çıplak ayakları çiğli toprağa basarken ışığın kaynağına yaklaştı. Bu, üzerinde kadim motiflerin işlendiği, etrafa gizemli bir aura yayan tuhaf bir taştı. Üzerindeki sembolleri incelediğinde, güçlükle de olsa o kelimeyi okudu: "Kader".
Tereddütle elini uzattı. Taşa dokunduğu an, taş avucunun içinde binlerce parçaya bölünerek ufalanmaya başladı. İçinden taşan muazzam ve kadim bir enerji, bir sel gibi Shizuma'nın damarlarına boşaldı. Vücudunu saran bu yıkıcı güç o kadar acı vericiydi ki, genç kızın bilinci karanlığa gömüldü ve bedeni sessizce çimenlerin üzerine yığıldı.
