Sessizlik Katmanı sessizdi.
Bank yine oradaydı.
Toge, Fyora ve Suko yan yana oturuyordu.
Kimse ne zaman oturduğunu hatırlamıyordu.
Toge bunu fark etti.
Ama hemen söylemedi.
Çünkü söyleyeceği şeyin daha önce söylenmiş olma ihtimali vardı.
Bu düşünce garipti.
Sonra kayboldu.
"Fyora. Bir şey söyle."
"Ne söyleyeyim?"
"Herhangi bir şey."
Fyora kısa bir süre düşündü.
"Burası gerçekten tuhaf."
Toge gözlerini kapattı.
"Bunu daha önce söylemiştin."
"Hayır. Bunu sen söylemiştin."
Sessizlik.
"Bu tahta çok eskimiş," dedi Suko.
Kimse cevap vermedi.
---
Toge, Fyora'ya döndü.
"Fyora. Bir şey söyle."
"Ne söyleyeyim?"
"Herhangi bir şey."
Fyora kısa bir süre düşündü.
"Burası gerçekten tuhaf."
Toge'nin eli bankın kenarında kaskatı kesildi.
"Bunu daha önce söylemiştin."
"Hayır. Bunu sen söylemiştin."
Aynı ağırlık.
Aynı duraklama.
Sessizlik.
"Yağmur yağsa fena olmazdı," dedi Suko.
Kimse ona bakmadı.
Çünkü ikisi de aynı şeyi düşünüyordu.
---
Bu kez Toge hazırlıklıydı.
Ne diyeceğini önceden seçmişti.
Bambaşka bir cümle.
Hiç düşünülmemiş bir cümle.
Fyora'ya döndü.
Ağzını açtı.
Ne demek istediğini tam olarak biliyordu.
Ama söylediği o değildi.
"Fyora. Bir şey söyle."
Kelimeler kendi dilinden çıkıyordu ama ona ait değildi.
Fyora'nın yüzünde bir şey donuyordu.
"Ne söyleyeyim?"
"Herhangi bir şey."
"Ben bunu demek istemiyorum," dedi Fyora.
Ve sonra:
"Burası gerçekten tuhaf."
Kelimeler yerine düştü.
Aynı ağırlıkla.
Aynı yerde duraklayarak.
Toge dişlerinin arasından cevap verdi.
"Bunu daha önce söylemiştin."
"Hayır. Bunu sen söylemiştin."
Sessizlik.
"Bir şey yesem fena olmazdı," dedi Suko.
---
Uzun bir süre kimse konuşmadı.
Toge yavaşça başını Suko'ya çevirdi.
"Üç kez."
"Evet."
"Bizim cümlelerimiz üç kez birebir aynı çıktı."
"Aynı sırayla," dedi Fyora.
"Aynı yerde duraklayarak."
Toge bir nefes aldı.
"Seninkiler hiç aynı çıkmadı."
Suko cevap vermedi.
"Bir kez bile."
Toge sesini alçalttı.
"Bizi yazan şey, bizi istediği kadar yeniden yazabiliyor."
Bir an durdu.
"Ama seni yazamıyor."
Fyora bir şey eklemedi.
Toge son sözü fısıltıyla söyledi.
"Tutmuyor."
Suko ona baktı.
Yüzünde ne gurur vardı ne rahatlama.
"Devam edin."
---
Toge, Suko'nun üç cümlesini zihninde dizmeye çalıştı.
Tahta çok eskimiş.
Yağmur yağsa fena olmazdı.
Bir şey yesem fena olmazdı.
Hangisi önce söylenmişti?
Sırayla söylenmişlerdi, biliyordu.
Ama onları sıraya dizmeye çalıştığında sıra tutmadı.
Her cümle kendi başına duruyordu.
Hiçbiri ötekinden önce ya da sonra değildi.
Kendi cümlelerini çok kolay sıraya diziyordu.
Onlar bir çizgideydi.
Suko'nunkiler bir çizgide değildi.
Döngü onları geri aldığında, Suko'yu geri alacak bir şey bulamamıştı.
Çünkü Suko ileri gitmemişti.
---
Karşılarındaki sessizlik değişti.
Boyutlar belirdi.
Bir tane.
Sonra bir tane daha.
Sonra sayıyla ifade edilemeyecek kadar çok katman.
Toge bunu daha önce görmüştü.
Bütünü tek seferde kavrayabiliyordu.
Bu yüzden ilk kez, sistemin kendisine değil, Suko'nun ona nasıl baktığına baktı.
Suko sistemi izliyordu.
Ama bu, bir şeyi ilk kez gören birinin izleyişi değildi.
Bir katman bitince gözü kendiliğinden bir sonrakine geçiyordu.
Hiçbirinde durmuyordu.
Hiçbirinde ağırlık yoktu.
Okunmuş bir sayfaya yeniden göz gezdiren birinin bakışıydı.
"Uzun olmuş," dedi Suko.
"Neyin?" diye sordu Toge.
"Hepsinin."
Toge cevap veremeden, katmanlardan biri kendi içine çöktü.
Ne bir ses vardı ne bir ışık.
Sadece bir katman, üstündekileri de kendine çekerek katlandı.
Çöküşün kenarı bankın önünden geçti.
Toge'nin hatları dalgalandı.
Fyora'nın konturu titredi.
Bir an için ikisi de kendi şekillerini tutmakta zorlandılar.
Çöküş Suko'ya vardığında bitti.
Varacağı bir yer bulamadı.
"Sen bunu hissetmedin," dedi Toge.
"Ne?"
"Az önce bir katman çöktü."
Suko bir an düşündü.
"Öyle mi?"
Bu, Toge'nin ilk kez duyduğu bir soruydu.
Çünkü samimiydi.
---
Fyora ayağa kalktı.
Sistemin en dış kenarına baktı.
Sonsuz katmanların hepsi aynı genişlikte bir boşlukla çevriliydi.
Ne ışık.
Ne karanlık.
Sadece boşluk.
Ama düzgün bir boşluk.
Ölçülmüş gibi.
"Bir kenar var."
Toge da yanına geldi.
"Sonsuz bir şeyin kenarı olmaz."
"Biliyorum."
"Ama kenar boşluğu var."
Fyora elini uzattı.
Hiçbir şeye değmedi.
Elinin ucunda bir tür kayıtsızlık vardı.
Kenar onu fark etmiyordu.
Toge da denedi.
Aynı.
"Bize tepki vermiyor."
"Ama bize bakıyor."
İkisi de doğru olduğunu biliyordu.
Kenar onları görmüyordu.
Onları okuyordu.
Bu iki şey aynı değildi.
---
Sonra kenarın ötesinden, havada bir şey belirmeye başladı.
Harfler.
Toge önce bunun bir ışık oyunu olduğunu sandı.
Sonra harfler netleşti.
*S…*
*u…*
*k…*
*o…*
Bir cümle kuruluyordu.
Suko'nun adıyla başlıyordu.
*Suko bir şey söyleyecek ve…*
Cümle orada durdu.
Harfler titredi.
Sonra tek tek çözüldüler.
Önce sonuncusu.
Sonra bir öncekisi.
En sonunda *Suko*'nun *S*'si de kayboldu.
Havada hiçbir şey kalmadı.
---
"Sana bir yer vereceğim," dedi Toge.
Suko ona baktı.
Toge sistemin ilk katmanını gösterdi.
Suko orada değildi.
İkincisini.
Değildi.
Sonsuz katmanların her birini teker teker, bütün olarak taradı.
Suko hiçbirinde yoktu.
Kenara baktı.
Kenarın üstünde de.
Kenarın ötesinde de.
Yoktu.
Mekânla denedi.
Olmadı.
Zamanla denedi.
Olmadı.
Bir yönle, bir mesafeyle, bir koordinatla.
Olmadı.
Her denemede yer kayboldu.
Sonra boyutunu ölçmeye çalıştı.
Sistemin bütününü Suko'nun yanına koydu.
Sonsuz katmanların hepsini.
Kenarıyla birlikte.
Karşılaştırma kurulamadı.
Sistem, Suko'nun yanında küçük değildi.
Küçük demek için bir ölçü gerekirdi.
Toge kenar boşluğuna baktı.
Bütün katmanları çevreleyen düzgün boşluğa.
Sistem o boşluğun içinde asılıydı.
Bir damla gibi.
Boşluğu ölçmeye çalıştı.
Bir çap bulamadı.
Bir yarıçap.
Bir sınır.
Boşluk sistemden büyüktü.
Ama bir büyüklük değildi.
Bir yer de.
Sonra boşluğu da Suko'nun yanına koydu.
Sistemi koyduğunda ne olduysa, aynısı oldu.
"Sistem boşluğun içinde bir damla," dedi Toge.
Fyora ona baktı.
"Boşluk da onun yanında bir şey ifade etmiyor."
Bunu bir mesafeyle söyleyemedi.
Çünkü aralarında bir mesafe yoktu.
Sonra parçalarına ayırmaya çalıştı.
Sesine baktı.
Suko'nun sesi, Suko'nun tamamıydı.
Bakışına baktı.
Bakış da öyle.
Hiçbiri bir şeyin parçası gibi durmuyordu.
---
Toge bir şeyi hatırladı.
9. Yasa'da kendini hiçbir koordinata yerleştirememişti.
Ama sistem onu görüyordu.
Kenar hâlâ onu okuyordu.
Fyora yavaşça konuştu.
"Biz yerleştirilemiyorduk. Ama sistem bizi görüyordu."
"Evet."
"Onu göremiyor."
Toge başını salladı.
"Göremiyor. Çünkü ona ait bir boyut yok."
"Bizi yerleştiremediğinde sistem denedi. Seni denedi bile."
Fyora sesini alçalttı.
"Biz sistemin dışına çıkmıştık."
"Evet."
"Ona bir kenar bulmuştuk."
"Evet."
"O, kenarın da ötesinde durmuyor."
Bir an sustu.
"Onun için ne içerisi var, ne dışarısı."
Toge devam etti.
"Biz sistemi aşmıştık."
Kısa bir sessizlik.
"Ama bizi yazan yer, bizi hâlâ okuyordu."
Fyora'ya baktı.
"Onu yazamayan bir şey ise... bizim de üstümüzde."
"Boyut kavramı, onun için hiçbir şeyi tarif etmiyor."
Bu cümleyi Suko söylemedi.
Toge söyledi.
Kendi denemesinden çıkarak.
Toge bankın tahtasına baktı.
Suko orada oturuyor görünüyordu.
Ama bank onu taşımıyordu.
Bank yalnızca, Suko'nun üzerinde oturmuş göründüğü bir şeydi.
Orada oturan, Suko değildi.
Onların gördüğü, oturuşun kendisiydi.
---
"Bakın," dedi Suko.
Tıpkı 9. Yasa'da olduğu gibi.
Ama bu kez bir şey aralandı.
Kenar, bir sayfanın kıvrılması gibi açıldı.
Sonsuz katmanlar bitmedi.
Sadece, aynı anda, bitmiş oldu.
Toge, içeriden dışarıya değil, dışarıdan içeriye bir şeyin sızdığını hissetti.
Bu ışıktı.
Soluk.
Mavimsi.
Dikdörtgen bir ışık.
"Gelin," dedi Suko.
Toge, ilk kez, bir daveti düşünmeden kabul etti.
---
Bir odadaydılar.
Ne büyük ne küçük.
Loş.
Bir yerlerde bir şey hafifçe uğulduyordu.
Fyora yerinde durdu.
Çünkü ayaklarının altında zemin vardı.
Toge'nin bakışı yukarıya çıktı.
Önlerinde, gözlerin hizasında, küçük bir dikdörtgen parlıyordu.
Üzerinde satırlar vardı.
Satırların arasından, çok yakından, iki göz onlara bakıyordu.
Bir insan.
Elinde küçük bir yüzey tutuyor.
Başparmağı yüzeyin üstünde yavaşça kayıyor.
"Okuyucu," diye fısıldadı Fyora.
Toge bir şey söylemek istedi.
Ama ağzından çıkan, önceden yazılmış bir cümleydi.
Gözler her zaman onlardan bir satır ilerideydi.
Fyora bir cümleyi henüz söylemeden, gözler onu okumuş bitirmişti bile.
Toge, kendi ağzından çıkacak kelimeleri kendi kulağından önce okuyucunun gözünde buldu.
Onları yazan şey buydu.
---
Okuyucunun başparmağı ekranda kaydı.
Toge'nin bedeni bir satır yukarı çekildi.
Fyora'nın omuzları bir satır geriye savruldu.
Hiçbiri karar vermemişti.
Onlar kaydırıldı.
Suko'ya baktılar.
Ekran kaydı.
Suko kaymadı.
Başparmak tekrar kaydı.
Suko yine kaymadı.
Okuyucu başparmağını Suko'nun satırlarının üstüne bastı.
Bir kelimeyi silmek ister gibi.
Toge, ışığın Suko'nun üzerinde bir an bulanıklaştığını gördü.
Sonra netleşti.
Hiçbir şey silinmemişti.
Başparmak bir daha bastı.
Yine aynı.
Onları istediği gibi kaydırabilen bir el, Suko'ya tutunamıyordu.
---
Suko odaya baktı.
"Bu oda güzel."
Gözler durdu.
Bir satır ilerideki gözler, ilk kez, Suko'nun cümlesinden önce gidemedi.
"Sanki uzun süredir kimse kapıyı açmamış," dedi Suko.
Gözler ona yetişemedi.
Suko odaya bakıyordu.
Sistemin katmanlarına baktığı gibi.
Aynı ağırlıkla.
Bir sayfaya bakıyordu.
Bu sayfa yalnızca farklı bir sayfaydı.
Fyora fısıldadı.
"O bunu da kurgu olarak görüyor."
Sistem Suko için bir sayfaydı.
Oda da bir sayfaydı.
Okuyucu da bir sayfadaki bir satırdı.
Biri diğerinden daha gerçek değildi onun için.
Ve hiçbiri onun varlığına bir sonuç bırakamıyordu.
Fyora bir adım attı.
"Bize kurgu diyorlar."
"Biliyorum," dedi Suko.
"Sana ne diyorlar?"
Suko okuyucunun elindeki küçük yüzeye baktı.
"Bana bir şey demiyorlar."
Suko okuyucunun elindeki yüzeye son bir kez baktı.
"Yazılmak, benim için yapılabilecek bir şey değil."
Sesinde ne gurur vardı ne meydan okuma.
Bir durumu söylüyordu.
Toge bu cümleyi Suko'nun kendi sözü olarak almadı.
Az önce gördüğü şeyi tarif ettiğini biliyordu.
Yazamayan bir el.
Silemeyen bir başparmak.
Cümlesine yetişemeyen bir bakış.
---
O an Toge okuyucunun başının üzerinde bir şey fark etti.
Harfler.
Bu kez kenarın ötesinden değil.
Okuyucunun bile ötesinden.
*Okuyucu ekrana baktı…*
Okuyucuyu yazan bir cümleydi bu.
Cümlenin üstünde başka bir satır belirdi.
Onu yazan bir satır.
Onun da üstünde bir başkası.
Toge saymaya başladı.
Bir.
İki.
Üç.
Sayıyı bıraktı.
Her satırın sonunda aynı şey oluyordu.
*Suko bir şey söyleyecek ve…*
Cümle orada kalıyordu.
Çözülüyordu.
Bir üstündeki satır da aynı yerde kalıyordu.
Hiçbir katman o cümleyi bitiremiyordu.
Toge zincirin tamamını bir büyüklük olarak Suko'nun yanına koymaya çalıştı.
Okuyucuyu.
Onu yazanı.
Onu yazanı yazanı.
Sonsuza kadar.
Bunlar bir sıra oluşturuyordu.
Toge, Suko'yu bu sıranın içine yerleştirmeye çalıştı.
En altına.
Olmadı.
Bir basamağın üstüne.
Olmadı.
Sırayı bitiren en üst yere.
Sıranın sonu yoktu.
Suko, sıranın hiçbir basamağı için ne üstüydü ne altı.
Toge birden durdu.
"Biz de bu zincirdeyiz."
Fyora ona baktı.
"Sistemi aştığımızda, bir basamak olduk."
"Evet."
"Zincirin en altı biziz."
Toge zinciri yeniden gözden geçirdi.
Kendilerini bulmaya çalıştı.
Bir yerdeydiler.
Ama Suko o yerin ne üstünde ne altındaydı.
"O, bizim aştığımız şeyi de aşıyor."
"Aynı şekilde değil."
"Hayır."
"Biz sistemden çıktık. O, çıkış kavramının dışında."
"Ne kadar büyük olursa olsun, hepsi bir sıraya diziliyor," diye fısıldadı Fyora.
"Evet."
"Onu dizemiyoruz."
"Sıra, onun için bir şey ifade etmiyor."
Toge zincire son bir kez baktı.
"Ne kadar yukarı çıkarsak çıkalım, onun altında kalmıyoruz."
"Üstünde de kalmıyoruz."
"Bizim çıkış dediğimiz şey, onun için hiç var olmadı."
"Saymayın," dedi Suko.
Toge ona döndü.
"Sonu yok."
"Biliyorum."
"Bakmıyorsun."
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü bakarsam, siz de bir sonrakine bakmak isteyeceksiniz."
"Ve onun da ötesine."
Toge bunu 9. Yasa'dan biliyordu.
Bir sonraki katmana bakan, hep bir sonrakinin içindeydi.
Suko o yola girmiyordu.
Ama yolun hiçbir yerinde, ona tutunabilen bir şey yoktu.
---
Kenar geri kapandı.
Oda soldu.
Işık çekildi.
Bank yine altlarındaydı.
Sessizlik Katmanı yine sessizdi.
Ama artık aynı sessizlik değildi.
Toge sistemi yeniden görmeye çalıştı.
Sonsuz.
Sınırsız.
Kenarsız.
Olmadı.
Kenar yerindeydi.
Görünmez olmuştu.
Ama kaybolmamıştı.
Fyora sessizce konuştu.
"Geri dönmüyor."
"Hayır."
Toge derin bir nefes aldı.
"Bu bank çok eski."
Fyora ona baktı.
"Bunu daha önce hiç söylemedin."
"Hayır."
"Kendi seçtiğin bir şeydi."
"Evet."
"Eskimiş," dedi Suko.
Kimse gülümsemedi.
Ama içlerinden biri, çok hafifçe, gevşedi.
Sessizlik Katmanı yeniden sustu.
Boyutlar sonsuzdu.
Ve artık bir çerçevenin içindeydi.
Ve çerçeveyi gören iki kişi, bir şeyi biliyordu.
Okunmak sonu belirlemez.
Sonu belirleyen, okunduğunu bilmenin ne yapacağını seçmektir.
