Cherreads

Chapter 141 - Yeni nesil

Lyria'nın elinde hâlâ sıcak bir fincan vardı.

İçindeki çay çoktan soğumuştu.

Fark etmedi.

Çünkü karşısında oturan adamın oraya nasıl geldiğini hatırlamıyordu.

Oda tanıdıktı.

Kendi evinin mutfağıydı bu.

Ama pencereden gelen ışık, hiçbir saate benzemiyordu.

Ne sabahın soluk maviliği.

Ne akşamın turuncusu.

Sadece bir ışık.

Sabit.

Değişmeyen.

"Ne kadar zamandır buradayım?"

Suko cevap vermedi.

Lyria bunu tuhaf bulmadı.

Çünkü sorunun kendisi de, sorulduğu an bile tuhaf gelmemişti.

---

"Sana bir şey göstereceğim," dedi Suko.

Ayağa kalktı.

Lyria da kalktı, fincanı bırakmadan.

Mutfağın kapısı, her zamanki gibi açıldı.

Ama ardında mutfak yoktu.

Bir boşluk da değildi.

Lyria bunu nasıl tarif edeceğini bilemedi.

Sadece bir yer.

Henüz hiçbir şeyin olmadığı bir yer.

"Burası neresi?"

"Henüz bir isim yok."

Lyria'nın eli hafifçe titredi.

Fincan elinden kaymadı ama ağırlığını hissetti, ilk kez.

"Neden buradayız?"

Suko bir süre cevap vermedi.

Sonra, her zamanki sakinliğiyle:

"Çünkü burada bir şey başlayacak."

---

Lyria bu yerin nasıl değiştiğini tam olarak göremedi.

Göz açıp kapayıncaya kadar olmadı.

Daha çok, bir şeyin uzun zamandır orada olup, şimdi fark edilir hâle gelmesi gibiydi.

Önce bir gökyüzü.

Sonra bir yer.

Sonra, yerin üzerinde, küçük bir ışık; bir pencere, bir ev, bir sokak.

Lyria bunların hiçbirinin çizildiğini görmedi.

Sadece, bir an yoktular, bir an sonra hep varmış gibi durdular.

"Bunu sen mi..."

Cümlesini bitiremedi.

Çünkü soru, sorulduğu hâliyle bile küçük kalıyordu.

Suko ona baktı.

"Sorma."

Lyria sormadı.

---

Zaman bu yerde garip işliyordu.

Lyria'nın gözünde bir gün geçti.

Belki daha fazla.

Belki daha az.

Şehirler belirdi, büyüdü, sakinleşti.

İnsanlar — Lyria onlara insan demeyi seçti, çünkü başka bir kelime yoktu — doğdu, yaşadı, kendi hikâyelerini kurdu.

Hiçbiri, kendi dünyalarının nasıl başladığını sormadı.

Çünkü sormak için bir sebepleri yoktu.

Her şey onlara, hep öyleymiş gibi geldi.

Lyria bunu izlerken bir şey fark etti.

Kendi evi de oradaydı.

Kendi sokağı.

Ama hiç tanımadığı bir hâliyle.

"Ben de mi..."

"Evet."

Lyria'nın nefesi sıkıştı.

"Peki şimdiki ben?"

Suko ona döndü.

İlk kez, sesinde bir şey vardı.

Ağırlık değildi.

Ama ona yakın bir şeydi.

"Şimdiki sen, oraya döneceksin."

---

"Hatırlayacak mıyım?"

Suko cevap vermedi.

Lyria bunun cevap olduğunu anladı.

"Neden?"

"Çünkü hatırlarsan, çocuğun bir sırrı taşıyarak büyür."

Lyria'nın elindeki fincan artık yoktu.

Ne zaman bıraktığını hatırlamıyordu.

"O zaman neden bana gösterdin?"

Suko bir süre sessiz kaldı.

"Çünkü birinin görmesi gerekiyordu."

"Kim görecekti, sen göstermeseydin?"

"Kimse."

Bu kelime, Lyria'nın içinde uzun süre kaldı.

---

Elini Lyria'nın alnına değil, önüne, havaya doğru kaldırdı.

Dokunmadı.

Lyria hiçbir acı hissetmedi.

Sadece bir şey hafifledi.

Bir ağırlık, usulca kaldırıldı.

Fincanın sıcaklığını hatırlamıyordu artık.

Bu odanın ışığını da.

Sadece, bir sonraki anda, kendi mutfağındaydı.

Elinde bir fincan.

İçi sıcak.

Pencereden gelen ışık, sabahın soluk maviliğiydi.

Her zamanki gibi.

Lyria, bir an, neden orada durduğunu hatırlamaya çalıştı.

Sonra unuttu ki bunu düşünmüştü bile.

Çayını içti.

Gün, her zamanki gibi başladı.

---

*Yıllar sonra.*

---

Zil çaldığında Akira hâlâ merdivenlerdeydi.

Üç basamağı birden atladı.

Sınıfa girdiğinde öğretmen henüz gelmemişti.

Rahat bir nefes verdi.

"Yine son saniye," dedi Kaito, sırasına yaslanarak.

"Her zaman son saniye."

Akira gülümsedi ve çantasını fırlatır gibi sıraya bıraktı.

Kaito'nun parmak uçlarında küçük bir kıvılcım dolaşıyordu.

Dalgınlıkla, farkında bile olmadan.

"Yine mi yapıyorsun onu?"

"Ne?"

"Elin."

Kaito elini kaldırıp baktı.

Kıvılcım söndü.

"Fark etmedim bile."

Akira güldü.

"Senin için kolay söylemesi."

---

Teneffüste okul bahçesi kalabalıktı.

Birkaç öğrenci köşede toplanmıştı.

Birinin elinden küçük kıvılcımlar sıçrıyordu.

Parmaklarının arasında, oyuncakla oynar gibi bir ışık topu döndürüyordu.

Çevresindekiler alkışladı.

Akira da izledi.

Elleri cebindeydi.

Gülümsemesi hiç bozulmadı.

"Yapsana sen de," dedi biri, dönüp ona bakarak.

"Ben mi?"

"Herkeste bir şey var. Sende yok mu gerçekten?"

Akira omuz silkti.

"Sanırım yok."

Kahkaha attı, yüksek ve kolay.

Konuyu kendisi kapattı.

"Belki geç açılıyordur," dedi Kaito, onu rahatlatmak ister gibi.

"Belki," dedi Akira.

Sesinde hiçbir ağırlık yoktu.

---

Öğle arasında, sınıfın en sessiz kızı yalnız oturuyordu.

Kimse yanına gitmiyordu.

Akira tepsisini alıp onun yanına oturdu.

Sormadan.

"Burası boştu," dedi, sanki tesadüfen oturmuş gibi.

Kız ona baktı.

Şaşkınlıkla.

"Benimle oturmak zorunda değilsin."

"Biliyorum."

Akira ekmeğini ısırdı.

"Ama burası gerçekten boştu."

Kız bir şey söylemedi.

Ama bir süre sonra, çok hafifçe, gülümsedi.

Kaito bunu uzaktan gördü.

Kimseye bir şey söylemedi.

Ama Akira'nın böyle olduğunu zaten biliyordu.

---

Eve döndüğünde kapıyı kendi anahtarıyla açtı.

Lyria mutfaktaydı.

"Nasıl geçti?"

"İyiydi."

Akira çantasını sandalyeye astı.

Buzdolabını açtı, kapattı.

Hiçbir şey almadan.

Lyria ona baktı.

Sadece bir an.

"Bugün biri bana sordu," dedi Akira, hafif bir sesle.

"Ne sordu?"

"Benimki ne zaman açılacak diye."

Lyria elindeki bıçağı tezgâha bıraktı.

"Sen ne dedin?"

"Bilmiyorum, dedim."

Akira gülümsedi.

"Gerçekten de bilmiyorum zaten."

Lyria bir şey söylemek ister gibi durdu.

Sonra söylemedi.

Sadece elini uzatıp, Akira'nın saçını hafifçe karıştırdı.

"Belki," dedi, "senin zamanın henüz gelmedi."

Akira bunu bir teselli cümlesi gibi aldı.

Lyria'nın sesindeki küçük titremeyi fark etmedi.

---

Akşam yemeğinde Lyria ona babasıyla ilgili bir şey anlatmadı.

Hiç anlatmazdı zaten.

Akira da sormazdı.

Sadece, bazen, annesinin gözlerinin bir anlığına uzaklaştığını fark ederdi.

Bu akşam da öyle oldu.

"Anne?"

"Hı?"

"Bir şey mi var?"

Lyria başını salladı.

"Yok. Yorgunum sadece."

Akira buna inandı.

İnanmak istediği için değil.

İnanmaması için hiçbir sebebi olmadığı için.

---

Gece, odasında, Akira elini karşısına kaldırdı.

Parmaklarına baktı.

Hiçbir şey olmasını beklemiyordu.

Yine de bir süre öyle tuttu.

Sonra elini indirdi.

Yatağına uzandı.

Tavana baktı.

"Belki geç açılıyordur," diye mırıldandı.

Kendi sesini duydu.

Bu kez kimseye değil, kendine söylemişti.

Gözlerini kapattı.

Uyku onu beklemeden aldı.

Ve odanın bir köşesinde, hiç fark etmediği bir anda, hava bir anlığına ısındı.

Çok hafif.

Çok kısa.

Sonra geçti.

Akira bunu hissetmedi bile.

---

More Chapters