Aşiyan'ın hastane odasında geçirdiği gece, Martin için hiç bitmek bilmemişti.
Alex annesinin yanında uyurken Martin pencerenin önünde sessizce oturuyordu. Dışarıda yağmur hafifçe yağıyordu. Hastanenin koridorlarındaki ışıklar camdan içeri vuruyor, odanın duvarlarında solgun gölgeler oluşturuyordu.
Martin gözlerini Aşiyan'dan ayıramıyordu.
Onu ilk kez bu kadar savunmasız görüyordu.
Ama garip olan, Aşiyan'ın yüzünde bile bir huzur vardı.
Sanki ölümün kıyısından dönmüş olmasına rağmen içinde hâlâ hayata tutunan bir taraf vardı.
Martin başını ellerinin arasına aldı.
Ya dün onu kaybetseydim?
Bu düşünce bile nefesini kesmeye yetiyordu.
Bir süre sonra Aşiyan hafifçe kıpırdandı.
Martin hemen ayağa kalktı.
Kadın gözlerini açtı.
İlk gördüğü kişi Martin oldu.
— Burada mısın?
Martin kısa bir süre sustu.
— Evet.
Aşiyan gözlerini kapattı.
— Gitmedin.
— Gitmeyeceğim.
Aşiyan ona baktı.
Martin'in gözlerinin altındaki yorgunluğu fark etti.
— Uyudun mu?
Martin hafifçe gülümsedi.
— Sen uyurken nasıl uyuyabilirim?
Aşiyan cevap vermedi.
Bir süre birbirlerine baktılar.
Sonunda Aşiyan sessizce konuştu.
— Martin...
— Efendim?
— Dün gece...
Martin'in yüzündeki ifade değişti.
— Mezarlığa neden gittin?
Aşiyan'ın kalbi bir anlığına hızlandı.
Demek onu takip etmişti.
Kadın birkaç saniye sustu.
— Bunu nereden biliyorsun?
Martin gözlerini kaçırdı.
— Seni takip ettim.
Aşiyan kaşlarını çattı.
— Beni takip mi ettin?
— Evet.
— Neden?
Martin cevap vermekte zorlandı.
— Çünkü gece yarısı evden çıktın. Bir şey olduğunu düşündüm.
Aşiyan derin bir nefes aldı.
— Sana söylemediğim şeyler var.
Martin'in kalbi hızlandı.
— Alen kim?
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Aşiyan'ın gözleri büyüdü.
Martin devam etti.
— Seni mezarın başında gördüm.
Aşiyan dudaklarını birbirine bastırdı.
— Ben de bilmiyorum.
— Ama ona sevgilim dedin.
Aşiyan gözlerini kapattı.
— Çünkü rüyamda onu gördüm.
Martin şaşkınlıkla baktı.
— Rüyanda mı?
— Evet.
Aşiyan yavaşça konuşmaya başladı.
— Ağlıyordu. Bir mezarın başındaydı. Bana "anne" diye sesleniyordu.
Martin'in yüzündeki ifade değişti.
— Anne mi?
Aşiyan başını salladı.
— Sonra mezar taşını gördüm. Üzerinde Alen yazıyordu.
Martin birkaç saniye konuşamadı.
— Ve dün gece aynı mezarı buldun.
— Evet.
Martin'in zihni karmakarışık olmuştu.
Aşiyan devam etti.
— Orada bir genç vardı. Rüyamdaki çocuğa çok benziyordu.
Martin'in yüzünde huzursuzluk belirdi.
— Onu tanıyor musun?
— Hayır.
Aşiyan başını iki yana salladı.
— Ama onu gördüğümde içimde tuhaf bir his oluştu.
Martin kadının eline baktı.
Sonra elini yavaşça tuttu.
— Korkuyor musun?
Aşiyan onun eline baktı.
— Ne olduğunu bilmemekten korkuyorum.
Martin ilk kez tereddüt etmeden elini daha sıkı tuttu.
— O zaman birlikte bulacağız.
Aşiyan şaşkınlıkla ona baktı.
Martin gözlerini kaçırmadan devam etti.
— Bu kez seni yalnız bırakmayacağım.
Aşiyan'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
— Bunu daha önce de söylemeliydin.
Martin'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Biliyorum.
Öğle saatlerinde doktor tekrar odaya geldi.
Aşiyan'ın kontrollerini yaptı.
— Şimdilik durumunuz iyi görünüyor. Birkaç gün dinlenmeniz gerekiyor.
Aşiyan başını salladı.
— Ne zaman taburcu olabilirim?
— Eğer değerleriniz böyle devam ederse yarın.
Alex sevinçle annesine baktı.
— Yarın eve gidiyoruz!
Aşiyan gülümsedi.
— Evet, kahramanım.
Alex annesine sarıldı.
Martin onları izlerken yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
Bir zamanlar sahip olduğu ama değerini bilmediği bu aile tablosu artık onun için her şeyden kıymetliydi.
Fakat tam o sırada telefonu çaldı.
Martin ekrana baktı.
Oliver.
Telefonu açtı.
— Efendim?
Oliver'ın sesi ciddi geliyordu.
— Martin, seninle konuşmam gereken bir şey var.
— Şimdi olmaz.
— Hayır. Bu bekleyemez.
Martin'in yüzü ciddileşti.
— Ne oldu?
Oliver birkaç saniye sustu.
— Caroline'la ilgili.
Martin'in bakışları sertleşti.
— Ne olmuş?
— Bazı şeyleri araştırdım.
— Ne buldun?
Oliver'ın sesi daha da alçaldı.
— Sana her şeyi telefonda anlatamam. Ama Caroline'ın sana anlattığı bazı şeyler doğru değil.
Martin'in yüzündeki ifade değişti.
— Ne demek istiyorsun?
— Yüz yüze konuşmamız gerekiyor.
Martin telefonu kapattığında Aşiyan ona bakıyordu.
— Bir şey mi oldu?
Martin birkaç saniye sustu.
— Caroline'la ilgili bir şeyler varmış.
Aşiyan'ın yüzündeki ifade soğudu.
— Artık onunla ilgili hiçbir şey duymak istemiyorum.
Martin başını salladı.
— Ben de.
Fakat içinden başka bir düşünce geçti.
Caroline bana neyi saklıyor?
Akşam olduğunda Alex uyumuştu.
Aşiyan yatağında dinleniyordu.
Martin ise odanın diğer tarafındaki koltukta oturuyordu.
Aralarında garip bir sessizlik vardı.
Aşiyan gözlerini kapatmıştı.
Martin onu izliyordu.
Bir süre sonra kadın gözlerini açmadan konuştu.
— Bana neden bakıyorsun?
Martin hafifçe gülümsedi.
— Bakamaz mıyım?
— Eskiden bakmazdın.
Bu söz Martin'in gülümsemesini sildi.
Aşiyan gözlerini açtı.
— Ne oldu?
Martin başını eğdi.
— Çok şeyi fark etmek için neden bu kadar geç kaldım bilmiyorum.
Aşiyan sustu.
Martin ayağa kalktı.
Kadının yanına geldi.
— Ama artık biliyorum.
Aşiyan ona baktı.
Martin elini uzattı.
— Sana bir söz vermek istiyorum.
— Ne sözü?
— Seni zorlamayacağım.
Aşiyan şaşırdı.
— Ne?
— Boşanmak istemediğimi söyledim. Hâlâ istemiyorum.
Bir an durdu.
— Ama kararını değiştirmek için seni zorlamayacağım.
Aşiyan'ın gözlerinde şaşkınlık vardı.
— İlk kez benden bir şey istemiyorsun.
Martin acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Çünkü seni sevmenin seni sahiplenmek olmadığını sonunda anladım.
Aşiyan'ın kalbi hafifçe titredi.
Martin arkasını döndü.
Tam kapıya yönelmişti ki Aşiyan'ın sesi onu durdurdu.
— Martin...
Adam döndü.
Aşiyan birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra sessizce söyledi:
— Teşekkür ederim.
Martin sadece başını salladı.
Fakat kapıdan çıkarken yüzünde ilk kez umut vardı.
Çünkü Aşiyan onu affetmemişti.
Ama ilk kez...
Aralarında kapanması imkânsız görünen kapının biraz aralandığını hissetmişti.
Ve ikisinin de bilmediği bir gerçek vardı.
O gece Oliver'ın araştırdığı Caroline meselesi, sadece geçmişte kalan bir yalanı ortaya çıkarmayacaktı.
Aşiyan'ın geçmişine uzanan daha büyük bir sırrın kapısını da açacaktı.
