📖 4. Bölüm — Büyük Bir Macera
Ateşkesin bitmesine son 4 gün kala.
Hurugoi gözlerini açtı.
Dışarıdan gelen bir ses vardı…
— Tık… tık… tık…
Kaşlarını çattı.
— Offf… ne bu ses ya…
Yataktan kalkıp pencereye yaklaştı.
Dışarı baktığında…
Yağmurun yağdığını gördü.
— Cidden… uykumu yağmur mu böldü…
Homurdanarak üzerini giydi.
Odadan çıktı ve yemekhaneye doğru yürüdü.
Kısa sürede yemeğini yedi.
Her zamanki gibi… pilav ve et.
Yemekten sonra koridorda yürürken Noah ile karşılaştı.
Noah elini kaldırdı.
— Selam.
— Selam, ne yapıyorsun?
Noah hafifçe gülümsedi.
— İyiyim… ama biliyorsun.
— Bu gece cepheye gidiyoruz.
Hurugoi'nun yüzü ciddileşti.
— Evet… ne yazık ki.
Kısa bir duraksama.
— Ama… biz büyü kullanıyoruz ya…
— Yani piyade gibi olmayacağız, değil mi?
Noah başını salladı.
— Tabii ki hayır.
Biraz yaklaştı, sesi ciddileşti.
— Biz… büyü kullanıcılarını avlayacağız.
Hurugoi kaşlarını çattı.
— Ne demek o?
Noah derin bir nefes aldı.
— Düşmanın büyü kullanıcılarını sınıflandırma sistemi var.
— "Güneş Sistemi" diyorlar.
Hurugoi şaşırdı.
— Güneş sistemi mi?
Noah başını salladı.
— Evet…
— En zayıftan en güçlüye doğru gider.
Parmaklarıyla saymaya başladı.
— Merkür
— 34 büyücü var.
— En zayıflar… ama yine de tehlikeliler.
— Mars
— 32 kişi.
— Alt seviyeleri belki yenebilirsin… ama üstleri zor.
— Venüs
— 28 kişi.
— Burada kimseyi öldüremezsin.
— Dünya
— 20 büyücü.
— Onlara karşı şansın yok.
Hurugoi'nun yüzü yavaş yavaş ciddileşiyordu.
Noah devam etti.
— Neptün
— 17 kişi.
— Kaçamazsın bile.
— Uranüs
— 13 kişi.
— Birini görürsen… kaç.
— Satürn
— 7 kişi.
— Kaçmaya bile fırsatın olmaz.
Hurugoi yutkundu.
— Devam et…
— Jüpiter
— 5 kişi.
— Onları görmeden ölürsün.
Kısa bir sessizlik oldu.
Noah'ın sesi daha da düştü.
— Güneş…
— Bu sistemin zirvesi.
— Sadece 3 kişi var.
Hurugoi'nun kalbi hızlandı.
Noah son kelimeyi neredeyse fısıldadı:
— Ve… Kara Delik.
— Bu seviyeye ulaşmış…
— sadece bir kişi var.
Sessizlik çöktü.
Yağmur sesi bile daha ağır geliyordu.
Noah gözlerini Hurugoi'ye dikti.
— Bir hikâye duydun mu hiç?
— Bir kâşif…
— bir bara girip herkesi öldürmüş…
Hurugoi'nun yüzü dondu.
Noah devam etti:
— İşte o adam…
— Kara Delik seviyesindeki kişi.
— Ve… düşmanın lideri.
Hurugoi hiçbir şey söylemedi.
Sadece sustu.
İçinde bir şey sıkıştı.
Noah omzunu silkti.
— Yani…
— Onları nasıl yeneceğiz?
Kısa bir duraksama.
— Bilmiyorum.
Hurugoi başını salladı.
— Dediğin bilgileri yeni öğreniyorum.
Noah hafifçe kaşlarını kaldırdı.
— Bunları herkesin bilmesi lazım aslında.
— Ekibin tamamı biliyor.
Hurugoi omuz silkti.
— Ben hiç duymadım…
— Ama şu kâşif hikâyesini duymuştum.
Noah konuyu uzatmadı.
— Neyse… gel.
— Diğerlerinin yanına gidelim.
— Olur.
İkili birlikte yürümeye başladı.
Kısa bir süre sonra eğlence odasına ulaştılar.
Kapıyı açtıklarında içeridekiler çoktan toplanmıştı.
Noah seslendi:
— Selam arkadaşlar.
Haoyu:
— Selam.
Leonid:
— Selam.
Levan el salladı.
— Selam!
Minato arkasına yaslanmıştı.
— Selam…
Hurugoi ve Noah içeri girdi.
Koemi hemen konuştu:
— Hey Hurugoi.
Hurugoi ona döndü.
— Efendim?
— Odamdaki tüm eşyalarını görevlilere toplattım.
— Biliyorsun… bu gece gidiyoruz.
Hurugoi kısa bir an durdu.
— Teşekkürler Koemi.
Minato sırıttı.
— Lanet olsun… Hurugoi yine Koemi'ye yavşıyor.
Hurugoi ters ters baktı ama cevap vermedi.
Sophie bir anda ayağa kalktı.
— Madem herkes burada… neden bowling oynamıyoruz?
Hurugoi kaşlarını çattı.
— O ne?
Koemi açıkladı:
— Lazar'ın getirdiği bir oyun.
— Düşman askerleri oynuyormuş.
— Bir top var…
— Onu bazı şeylere vuruyorsun.
Nora sakin bir sesle araya girdi:
— Labut deniyor.
Koemi başını salladı.
— Evet, labut.
Hurugoi gülümsedi.
— Güzelmiş.
Sophie heyecanlandı.
— O zaman iki takım yapalım!
Koemi hemen kabul etti.
— Tamam.
Takımlar ayrıldı:
1. Grup:
Sophie, Koemi, Minato, Nora, Koroline, Haoyu
2. Grup:
Diego, Noah, Hurugoi, Leonid, Levan, Maria
İlk karşılaşma: Diego vs Sophie
Diego hafifçe eğildi.
— Leydimi üzmek istemem…
— ama kazanan belli.
Sophie gülümsedi.
— Çok iddialısın.
— Kaybettiğini görünce mutlu olacağım.
Sophie topu aldı.
Nefesini ayarladı…
Ve fırlattı.
Top labutlara çarptı.
10'dan 8'i devrildi.
Sophie dişlerini sıktı.
— Lanet olsun…
Şimdi sıra Diego'daydı.
Topu eline aldı.
Sakin… kontrollü…
Attı.
Top düz bir çizgide ilerledi.
10'dan 9'u devrildi.
Odadaki sesler yükseldi.
Diego hafifçe gülümsedi.
— İlk puan bizim.
Hurugoi coşkuyla bağırdı.
— İşteee buuuu!
Sonra dönüp Minato'ya baktı.
İki eliyle orta parmak çekti
— Bunlar sana gelsin, Minatooo!
Minato'nun yüzü gerildi.
— piç oruspo
şerefsiz
İkinci müsabaka
Koemi ve Noah karşı karşıyaydı.
koemi:
"Pekâlâ… bu sayıyı alıp durumu eşitleyelim."
Koemi derin bir nefes aldı. Ortam bir anlığına sessizleşti. Elindeki topu sıkıca kavradı ve dikkatlice nişan aldı.
Topu fırlattı.
Top hızla ilerledi ve
10 labutun tamamını devirdi.
koemi:
"İşte bu!"
Sıra Noah'a geldi.
Noah topu eline aldı, kendinden emin görünüyordu.
noah:
"Pekâlâ… şimdi bitirelim."
Tam topu atacakken ayağı hafifçe kaydı. Dengesini kaybetti ve top istediği gibi gitmedi.
Sadece 4 labut devrildi.
Sayı 1. grubun oldu.
minato:
"İşte bu! Hey Koemi'nin köpeği, ağla!"
hurugoi:
"Lanet olası sperm
Hurugoi dişlerini sıktı ama bir şey demedi.
3. müsabaka
Sıra Hurugoi ve Minato'daydı.
hurugoi:
"Pekâlâ… seni biraz ağlatayım da gör."
minato:
"Bir köpek mi havlıyor?"
Hurugoi derin bir nefes aldı, sinirini bastırmaya çalıştı.
hurugoi:
"Neyse…"
Topu eline aldı, birkaç adım koştu ve fırlattı.
Top labutlara çarptı.
7 labut devrildi.
hurugoi:
"Daha iyi olabilirdi…"
Minato hemen öne çıktı.
Hiç beklemeden topu aldı ve hızla attı. Atarken dengesi biraz kaydı ama top güçlü gitmişti.
9 labut devrildi.
minato:
"İşte bu, bebeğim!"
Hurugoi sinirle orta parmak gösterdi.
minato:
"O parmakları sana geri gönderiyorum, yer köpeği!"
Hurugoi bu sefer hiçbir şey demedi, sadece bakışlarını kaçırdı.
Durum: 2–1
Sıra Leonid'e geldi.
leonid:
"Pekâlâ… sıra bende."
Tam topu atacakken Nora sakin bir sesle konuştu.
nora:
"Sen eskiden piyade bölümündeydin… öyle değil mi?"
Leonid kısa bir an durdu.ve sakince cevap verdi
"Evet… neden sordun? İstersen tanışa—"
nora:
"Kalsın."
leonid:
"Peki… sen bilirsin."
Leonid topu aldı ve sakin bir şekilde attı.
Top düzgün bir çizgide ilerledi ve
tüm labutları devirdi.
diego:
"Aferin Leonid."
leonid başını hafifçe salladı.
"Sağ ol."
Sıra Nora'ya geldi.
Nora hiçbir şey demeden topu aldı. Hareketleri çok sakindi.
Topu yavaşça attı.
Top sessizce ilerledi ve
tüm labutları devirdi.
Durum: 2–1
Sıra Koroline ve Levan'daydı.
koroline:
"Sonunda sıra bende."
Koroline topu eline aldı. Kısa bir süre durdu, nefesini ayarladı. Gözleri ciddileşti.
Bir anda topu hızla fırlattı.
Top labutlara çarptı ve
9 labut devrildi.
koroline:
"Harika…"
Sıra Levan'a geldi.
"Sıra bende."
Topu aldı, iki adım attı. Rahattı, hatta biraz fazla rahattı.
Topu sertçe fırlattı.
10 labutun tamamı devrildi.
hurugoi:
"İŞTE BUUU!!!"
levan hafif gülümseyerek:
levan:
"Kolaydı."
Durum: 2–2
Ortam iyice kızışmıştı.
Son müsabaka: Haoyu vs Maria
haoyu:
"Harika… final sayısını ben alacağım."
Maria biraz çekinerek öne çıktı.
maria:
"Şey… yavaş atsam bir şey olur mu?"
hurugoi:
"Evet—"
Diego anında Hurugoi'nin ağzını kapattı.
diego:
"İstediğin gibi at. Bu sadece bir oyun."
maria:
"Şey… teşekkürler…"
Hurugoi söylenmeye çalıştı ama sesi çıkmadı.
Haoyu topu aldı.
Hiç tereddüt etmeden çok sert bir şekilde attı.
Top o kadar hızlı gitti ki labutlara çarptığında
labutlar sadece devrilmekle kalmadı, sağa sola fırladı.
Tam isabet.
Sıra Maria'daydı.
Maria topu kaldırmaya çalıştı.
maria:
"Bu… bu çok ağır…"
Zorlanarak topu tuttu ve yavaşça fırlattı.
Top çok yavaş ilerledi…
Ve
hiçbir labuta çarpmadan durdu.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra—
Sophia:
"İşte bu! Biz kazandık!"
koemi:
"Kolaydı."
haoyu:
"Oynadığım en kolay bowling maçıydı."
minato:
"İŞTE BUUU!"
sonra hurugoi baktı
"Hey amip! Buraya bak lan!"
Haoyu ile birlikte aynı anda orta parmak gösterdiler.
haoyu:
"Amiplere orta parmak!"
minato:
"Aynen öyle!"
hurugoi:
"Lanet olsun… iki saat alay konusu olacağım…"
Maria başını eğdi.
maria:
"Özür dilerim… benim yüzümden kaybettik…"
leonid:
"Sıkıntı yok. Sadece bir oyun, takma kafana."
diego:
"Aynen, katılıyorum."
levan gülerek:
levan:
"Kazanmaktan daha güzel şeyler var… mesela sarışın kızlar… ya da iki tane sarışın kızlar."
noah (içinden):
"Kumral kızlar daha güzel…"
hurugoi:
"Katılıyorum… her ne kadar kaybetmek koysa da sarışın kızlar iyidir."
Diego hafifçe başını çevirerek:
diego:
"Şey… Koroline size bakıyor."
Koroline sinirle bağırdı:
koroline:
"Hey Sophia! Bu sapıkları benden uzak tut!!"
hurugoi:
"Lanet olsun…"
levan:
"Tek sarışın şansımızı da kaçırdık…"
Tam o sırada bir görevli içeri girdi.
görevli:
"Leydi Koemi, Leydi Sophia ve diğerleri… cepheye gideceğiniz saat geldi. Hepinizin eşyaları at arabalarına taşındı."
Ortam bir anda ciddileşti.
Sophia:
"Anlaşıldı. Hey ekip… gitme vakti geldi."
Herkes sessizce sarayın dışına çıktı.
Hava karanlıktı. Yağmur hâlâ yağıyordu.
hurugoi:
"Hâlâ yağmur yağıyor… yolculukta kesin uykum gelir."
noah:
"Benim de…"
Herkes sırayla at arabalarına binmeye başladı.
Hurugoi tam binecekken bir görevli seslendi:
görevli:
"Hey, sen!"
hurugoi:
"Ben mi? Ne oldu?"
Görevli elindeki pelerini uzattı.
görevli:
"Buyur. Pelerinini diktik."
Hurugoi bir an sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
hurugoi:
"Çok teşekkür ederim… eskisinden daha güzel olmuş."
görevli:
"Bir şey değil. Yolunuz açık olsun."
hurugoi:
"Sağ ol."
Hurugoi at arabasına bindi ve cam kenarına oturdu.
At arabası yavaşça hareket etmeye başladı.
Yağmur sesi, tekerleklerin sesiyle karışıyordu.
Saraydan ayrılalı birkaç saat olmuştu.
At arabasının içi sessizdi. Sadece tekerleklerin sesi ve dışarıdaki yağmurun ritmi duyuluyordu.
Leonid, kılıcının kabzasını tutuyordu… ama eli hafif hafif titriyordu.
Diego bunu fark etti.
diego:
"İyi misin?"
Leonid sakin bir sesle cevap verdi:
leonid:
"İyiyim, sıkıntı yok… heyecanlandığım zaman ellerim titrer."
diego:
"Anlıyorum…"
Hurugoi cam kenarında çoktan uyuyakalmıştı. Başını cama yaslamış, derin bir uykuya dalmıştı.
Minato ve Noah da uyuyordu.
Koemi esnedi.
koemi:
"Uykum geldi…"
Sophia başını salladı.
sophia:
"Benim de…"
İkisi de kısa süre içinde uykuya daldı.
Maria, Haoyu ve Koroline de yorgunluktan gözlerini kapattı.
At arabasını süren görevli arkaya seslendi:
görevli:
"Hey lordum, isterseniz siz de uyuyun."
Diego başını hafifçe salladı.
diego:
"Gerek yok, sağ ol."
görevli:
"Göreve uykusuz gitmeyin lütfen… ben uyanığım."
Diego birkaç saniye düşündü.
diego:
" peki ozaman Teşekkürler ama .Bu hareketin takdirimi kazandı ödüllendirileceksin."
Görevli başını eğdi.
görevli:
"İstemiyorum lordum… ben sadece dünyamızın kurtulmasını isterim."
Diego'nun bakışları sertleşti ama sesi sakindi.
diego:
"Kabul etmezsen bana saygısızlık yapmış olursun."
Görevli sessiz kaldı. Cevap vermedi.
Diego başını çevirip arkaya baktı.
diego:
"Hey Leonid, Nora… siz uyumayacak mısınız?"
leonid:
"Gerek yok… böyle iyiyim, teşekkürler."
nora:
"Kalsın."
İkisi de sakin cevaplar verdi.
Aradan yarım saat geçti.
At arabası yoluna devam ediyordu.
Herkes uyuyordu…
ama Leonid ve Nora hâlâ uyanıktı.
Leonid yavaşça sırtındaki kılıcı aldı. Kabzayı tekrar kavradı.
Ellerindeki titreme artık daha azdı.
Nora ise hiç kıpırdamadan ona bakıyordu.
Gözlerini bile kırpmadan…
Leonid hafifçe döndü ve noraya sakince sordu
"Neden bana bakıyors—"
nora:
"Sesiz ol."
Sesi yine sakindi, neredeyse fısıltı gibiydi.
nora:
"Vücudumu dinlendiriyorum. Bu yüzden tek bir yere bakıyorum."
Leonid kısa bir an durdu.
leonid:
"Anladım…"
Tekrar sessizlik çöktü.
Sadece yağmur sesi…
ve at arabasının ilerleyişi.
Aradan saatler geçti.
Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanmaya başladı.
Gün doğuyordu.
Koemi gözlerini yavaşça açtı. Hafifçe esnedi… sonra tekrar gözlerini kapattı.
Birkaç saniye sonra Sophia da uyandı.
sophia:
"Günaydın…"
Onun sesiyle birlikte diğerleri de yavaş yavaş uyanmaya başladı.
Diego…
Maria…
Koroline…
Levan…
Haoyu…
Noah…
Hurugoi…
Minato…
Herkes tek tek gözlerini açtı.
Hurugoi başını kaldırdı, gözlerini ovuşturdu.
hurugoi:
"Offf… daha gelmedik mi?"
Koemi hafifçe başını salladı.
koemi:
"Hayır… birazdan varırız."
Minato karnını tutarak söylenmeye başladı.
minato:
"Acıktım… ne zaman yemek yiyeceğiz?"
noah:
"bilmem ama Cephede yemek verirler herhalde."
Birkaç saat sonra…
At arabaları yavaşlamaya başladı.
Tekerleklerin sesi azaldı.
Cepheye gelmişlerdi.
Herkes sırayla at arabasından indi.
Hava hâlâ kapalıydı, yerler çamurdu. Uzakta askerler, çadırlar ve hazırlıklar görünüyordu.
Onları bir komutan karşıladı.
komutan:
"Hoş geldiniz."
Sophia öne çıktı.
sophia:
"Merhaba."
Hurugoi, Koemi'ye döndü. Yüzünde düşünceli bir ifade vardı.
hurugoi:
"Bir şey diyeceğim… ben hayatım boyunca kimsenin 'büyü kullanan askerlerimiz var' dediğini duymadım. Hatta bunun yalan olduğunu söylediler."
Koemi kısa bir süre sustu.
Sonra ciddi bir sesle konuştu.
koemi:
"Çünkü bunu halktan saklıyoruz."
hurugoi:
"Ne? Neden?"
Koemi etrafına kısa bir bakış attı, sonra tekrar Hurugoi'ye döndü.
koemi:
"Jüpiter 5 rütbesindeki büyücü… gücünü halktan alıyor.
İnsanları dinleyebiliyor. Planlarımızı, gücümüzü öğrenebilir."
Hurugoi'nun yüzü gerildi.
koemi devam etti:
koemi:
"Bu yüzden bu tür bilgileri halka asla söylemeyiz.
Sarayda çalışanlar… ya da bize hizmet eden kişiler biliyor. Çünkü yıllardır bizimleler."
hurugoi:
"Anladım…"
Bir an durdu.
Sonra aklına başka bir şey geldi.
hurugoi:
"Bir de… ben piyadeydim ya… ama artık büyü kullanıyorum.
Yani artık büyücülerle savaşacağım, değil mi?"
koemi:
"Evet."
hurugoi:
"Ama ben hiç eğitim almadım… gücümü nasıl kullanacağımı bilmiyorum."
Koemi hafifçe gülümsedi.
koemi:
"Gerçek güç… savaşta ortaya çıkar."
Biraz daha ciddileşti.
koemi:
"Lazar da bunu söylüyor.
gerçek güç eğitim le gelişir."
hurugoi:
"Bu bilgileri nereden öğreniyorsun?"
koemi:
"Lazar'ın büyücüler için yazdığı kitaptan."
Hurugoi'nun gözleri hafifçe parladı.
hurugoi:
"O kitabı okumam lazım…"
Uzakta savaş hazırlıkları devam ediyordu.
Komutan yanlarına doğru yürüdü.
komutan:
"Hey Koemi, selam."
koemi:
"Selam Paul, ne yaptın?"
Paul ciddi bir ifadeyle cevap verdi.
paul:
"İyiyim… ama buraya sohbet etmeye gelmedik."
Paul bir adım öne çıktı ve tüm ekibe döndü.
Sesi sertleşti.
paul:
"Dinleyin! Ben Paul! Bu karargâhın generaliyim!
Size görevleri ben vereceğim!"
Kısa bir sessizlik oldu.
paul:
"Anlaşıldı mı?!"
hep bir ağızdan:
"ANLAŞILDI!!!"
Paul, Sophia'nın yanına geldi ve eline bir kâğıt verdi.
paul:
"Görevler burada yazıyor."
Arkasını döndü ve uzaklaştı.
Sophia kâğıdı açtı.
sophia:
"Dinleyin… burada grubun kimlerle savaşacağı yazıyor."
Gözleri satırlar arasında gezindi.
sophia:
"Leonid, Nora… siz 9 kilometre ötede bir bölgeye gideceksiniz.
Orada bir düşman büyücüsü var."
Bir an durdu.
sophia:
"Güneş sistemi rütbesinde değilmiş… yani büyük ihtimalle yenersiniz."
nora:
"Anlaşıldı."
leonid:
"Tamamdır."
Sophia devam etti.
sophia:
"Haoyu, Noah ve Maria… siz de ormandaki başka bir büyücüyü öldüreceksiniz."
noah:
"Tamamdır."
haoyu:
"Kolay olacak."
maria:
"Şey… peki…"
Sophia derin bir nefes aldı.
sophia:
"Koemi ve Koroline siz benle birlikte Merkür rütbesinin 34. büyücüsü olan Liam'ı tutacaksınız takı ekibin geri kalanları diğer büyücüleri halledip bize yardıma gelene kadar."
Koemi başını salladı.
koemi:
"Anlaşıldı."
Sophia son gruba baktı.
sophia:
"Hurugoi, Minato ve Levan… siz de ormandaki diğer büyücüleri temizleyip bize destek vereceksiniz."
Hurugoi hemen itiraz etti.
hurugoi:
"Neden ormandaki diğer büyücüleri biz öldürüyoruz?"
Minato da söylenmeye başladı.
minato:
"Evet, neden biz? Ben canımı yerde bulmadım."
Levan omuz silkti.
levan:
"Ben sarışın biriyle sevgili olmadan ölemem."
Sophia gözlerini devirdi.
sophia:
"Peki… yanınızda Diego da olacak."
Bir an sessizlik oldu.
Hurugoi yüzünü buruşturdu.
hurugoi:
"Ben… kabul etmeyip saraya geri dönsem bir şey olur mu?"
Koemi hiç düşünmeden cevap verdi.
koemi:
"İdam edilirsin."
Hurugoi'nun yüzü düştü.
hurugoi:
"Lanet olsun…"
Görev dağılımı yapılmıştı.
Herkes yavaş yavaş ayrılmaya başladı.
Ormana doğru ilerliyorlardı.
Hava ağırdı…
Toprak ıslaktı…
Ve her adımda savaşın kokusu daha da hissediliyordu.
Uzun bir yürüyüşün ardından Leonid ve Nora ormana varmışlardı. Etraf sessizdi ama o sessizlik insanın içine işleyen türdendi. Ağaçların arasından gelen hafif rüzgâr sesi bile gerginliği artırıyordu.
Nora, her zamanki sakinliğiyle konuştu:
Nora:
"Piyade birliği… elinde sadece kılıçla, düşmanın teknolojik silahlarına karşı koşan. Bir birlik bu intihardan başka bir şey değil. Sen oradan nasıl kurtuldun… ve buraya nasıl geldin?"
Leonid bir süre sustu. Gözleri yere kaydı, sonra derin bir nefes aldı.
Leonid:
"Geceydi… gözetleme taburuna saldırı gerçekleşmişti. Generaller bizi direkt oraya sürdü. Ellerim titriyordu… ama yine de savasmam gerekiyordu."
Kısa bir duraksama oldu.
Leonid:
"Uzun süre savaştım. Hiçbir şey hissetmiyordum… korku yoktu, düşünce yoktu. Elimde sadece bir kılıç vardı. Sonra gün ağarmaya başladı. Geri çekilme emri verdiler… ama ben kaçmadım."
Nora gözlerini kırpmadan onu dinliyordu.
Leonid:
"Bana bağırıyorlardı, 'geri çekil' diye… ama duymak istemedim. Her yerim kandı. At arabaları gitmeye başladı… ve ben orada tek başıma kaldım."
Ses tonu ağırlaştı.
Leonid:
"Sonunda… sadece ben kalmıştım. Kollarım artık hareket etmiyordu. Sonra büyük bir patlama oldu… her şey karardı."
Başını kaldırdı.
Leonid:
"Uyandığımda bir görevli vardı başımda. Sonra general geldi o kişi… Paul'dü. Bana baktı ve hiçbir şey demeden gitti. Beni saraya gönderdiler. Orada toparlandım. Ne olduğunu anlamıyordum… sonra Diego bana her şeyi anlattı."
Sessizlik. oldu
Rüzgâr tekrar esti.
Leonid:
"İşte… bu kadar."
Nora hiç duygusunu belli etmeden cevap verdi:
Nora:
"Ben senin yerinde olsaydım bu işi bırakırdım. Para için yaptığın şeyler saçma. Büyü bile kullanamıyorsun. Sarayda çalışmana izin verirlerdi.".
leonid sakinlikle ve duygusuz bir şekilde cevap verdi
Leonid:
"Öleceğimi bilsem bile bırakmam."
Nora da sakınca sordu
Nora:
"Neden?"
Leonid cevapladı
Leonid:
"9 yaşındaydım… onlar Ailemi öldürdüler. Annemi… babamı… kardeşimi…"
nefes aldı ve devam etti
Leonid:
"Zengin değildik ama mutluyduk. … sevdiğim biri vardı. O nuda öldürdüler."
leonid sakince cümlesine devam etti
Leonid:
"O gün kendime söz verdim. Kanımın son damlasına kadar savaşacağım."
Nora birkaç saniye sustu. Sonra yine aynı sakin tonla konuştu:
Nora:
"Anlıyorum… ama hâlâ saçma buluyorum."
sonra bir ses duydu
Bir anda kılıcını çekti.
Nora:
"Hazır mısın?"
Leonid de kılıcını kavradı. Bu sefer elleri titremiyordu.
Leonid:
"Hazırım."
Tam o anda… ormanın derinliklerinden garip sesler gelmeye başladı.
Dallar kırılıyordu.
Bir şey… onlara doğru yaklaşıyordu.
Birkaç saniye içinde ikilinin etrafındaki ağaçlar birer birer yere düşmeye başladı. Dallar kırılıyor, gövdeler parçalanıyordu. Ardından o rahatsız edici ses duyuldu…
Zrrrrrrr…
Testere sesi.
Leonid:
"Ne oluyor?!"
Çalılıkların arasından bir adam fırladı. Gözleri delirmiş gibiydi. Elindeki büyük testereyi çalıştırmış haldeydi ve hiç durmadan Leonid'e doğru koşmaya başladı.
Adam, testereyi Leonid'in boynunu hedef alacak şekilde kaldırdı.
Tam o anda—
ÇAAAK!
Nora araya girdi.
Elindeki kılıçla testereye karşı koydu. Metalin metale sürtünme sesi kulakları yırttı. Aynı anda boşta kalan eliyle adamın karnına sert bir yumruk indirdi.
Adam darbenin etkisiyle 5-6 adım geriye savruldu.
Nora hızlıca geri çekildi, kılıcını tekrar hazır pozisyona aldı.
Adam eğildi, nefesini toparladı… sonra sırıttı.
Adam:
"Vay vay vay… iyisin ha… ama benim kadar iyi değilsin!"
Testereyi tekrar çalıştırdı.
ZRRRRRRR!!
Ve bu sefer direkt Nora'nın üzerine atıldı.
Nora gözlerini kapatmadan, tamamen sakin bir sesle fısıldadı:
Nora:
"Görünmezlik büyüsü… kamuflaj."
Bir anda ortadan kayboldu.
Adam durdu. Etrafına bakmaya başladı.
Adam:
"NERDESİN?!"
Tam o anda Leonid fırsatı gördü. Dişlerini sıkarak ileri atıldı. Kılıcını adamın sağ koluna doğru savurdu.
Ama adam refleksle hareket etti. Testereyi aniden Leonid'in kafasına çevirdi.
Leonid bir kez daha ölümün eşiğindeydi—
ŞAK!
Nora yeniden ortaya çıktı.
Tek bir hamlede adamın sağ kolunu kesti.
Testereyle birlikte kol yere düştü.
Adam:
"AHHHHHHHHHHHHHHH!!! SİKTİR!!!"
Nora hızla geriye doğru ters takla attı. Leonid'i de iterek uzaklaştırdı.
İkisi yan yana durdu.
Adam dizlerinin üstüne çökmüş, kanlar içinde bağırıyordu ama hâlâ pes etmemişti.
Nora gözlerini adamdan ayırmadan, sakin bir şekilde konuştu:
Nora:
"Daha büyü gücünü bile kullanmadı… kullanırsa işimiz kötü."
Leonid dişlerini sıktı.
Leonid:
"Ne yapacağız?"
Nora'nın bakışları keskinleşti.
Nora:
"Hareketlerini analiz etmem lazım… sabırlı ol."
Adam yavaşça ayağa kalkmaya başladı… yüzünde hâlâ o delirmiş gülümseme vardı.
Adam acılar içinde yere çökerken bir anda gülmeye başladı.
Adam:
"hahaha… ha… ha ha ha… HAHAHAHAHAHAHA!!"
Gözleri delirmiş gibiydi.
Bir anda bağırdı:
Adam:
"Testere büyüsü… parçalan, testere!!"
Elindeki testere bir anda parçalandı… sonra yeniden birleşti. Bu sefer daha küçük, daha hafif ve tek elle rahatça kullanılabilen bir şekle büründü.
Adam hiç beklemeden tekrar üzerlerine koştu.
Nora:
"Geride kal."
Savunma pozisyonu aldı.
Nora:
"Görünmezlik büyüsü… görünmez pelerin."
Bir anda kayboldu ve hızla adama doğru ilerledi.
Ama bu sefer bir şey farklıydı.
Adam başını hafifçe çevirdi… ve sanki Nora'yı görüyormuş gibi hareket etti.
ŞAK!
Testere Nora'nın bacağını kesti.
Kan bir anda fışkırdı.
Nora sendeledi… ama geri çekilmedi. Aksine, dişlerini sıkarak tekrar ileri atıldı.
Adam testereyi bu sefer Nora'nın göğsüne doğrulttu.
Kaçması imkânsız gibiydi—
Tam o anda Nora'nın sağ gözü parladı.
Kılıcını kaldırdı.
ÇAAAK!
Tek hamlede testereyi ikiye böldü.
Aynı anda—
Leonid ileri atıldı.
Kılıcını tüm gücüyle adamın karnına sapladı.
Adam acıyla bağırdı ama pes etmedi. Aniden Leonid'e döndü ve yüzüne çok sert bir tekme attı.
PAT!
Leonid geriye savruldu. Yüzü kana bulandı.
Ama bu hata oldu.
Nora fırsatı kaçırmadı.
Önce hızlı bir hamleyle adamın bacağını kesti.
ŞAK!
Bacak koptu.
Adam yere düşerken—
Nora son darbeyi indirdi.
Kılıcı adamın göğsüne saplandı.
Adamın gözleri bir an dondu… sonra tamamen boşaldı.
Cansız bedeni yere yığıldı.
Leonid dizlerinin üstüne çökmüş, nefes nefeseydi.
Nora kılıcını çekti. Üzerindeki kan damlayarak yere düştü.
Leonid başını kaldırdı.
Leonid:
"Hey… Nora… burnun kanıyor."
Nora elini burnuna götürdü. Kanı fark etti ama yüzü değişmedi.
Nora:
"Fazla güç kullandığımda oluyor. Sıkıntı yok."
Sonra sessizce yere oturdu. Etraftan bulduğu bez parçalarıyla kesilen bacağını sardı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Nora tekrar konuştu:
Nora:
"Büyü yapamıyorsun… işe yaramıyorsun Leonid. Bunu anla."
Leonid derin derin nefes aldı. Yüzü hâlâ kan içindeydi ama gözleri kararlıydı.
Leonid:
"Ölene kadar savaşacağım… işe yarayıp yaramamam önemli değil."
Nora gözlerini ondan ayırdı.
Nora:
"Bu beni ilgilendirmez. Savaşacak durumda değilim… karargâha dönmemiz gerekiyor."
Leonid:
"Nasıl gideceğiz?"
Nora sakince cevap verdi.
Nora:
"Ekibin geri kalanı görevlerini bitirmeli. Sonra bizi bulurlar."
Leonid başını salladı.
Leonid:
"Peki… o testere büyüsü kullanan adam… Güneş sisteminde olmamasına rağmen güçlüydü."
Nora hiç düşünmeden cevap verdi:
Nora:
"O güçlü değildi… biz çok zayıfız."
Leonid bu sefer hiçbir şey demedi.
İkisi de sessizce beklemeye başladı.
O sırada diğer grup…
Noah çalıların arasından geçmeye çalışırken söyleniyordu.
Noah:
"Off ya… burada çok fazla çalı var, yürüyemiyorum."
Haoyu:
"Mızmızlanmayı kes ve göreve odaklan."
Kısa bir yürüyüşün ardından…
Maria kollarını tutarak konuştu.
Maria:
"Şey… biraz üşüdüm… bu normal mi?"
Noah etrafına baktı.
Noah:
"Hava bulutlu… dünkü yağmurdan kalma olabilir ama… bu kadar soğuk olması garip."
Haoyu'nun yüzü ciddileşti.
Haoyu:
"Bu normal değil. Hey Noah, görev listesi sende değil mi?"
Noah:
"Evet."
Haoyu:
"Listeye bak. Eğer soğukla ilgili bir büyücü varsa… o şu an buradadır."
Noah hızlıca kağıdı açtı.
Noah:
"Bakıyorum… testere büyücüsü değil… kış büyücüsü… Aaa! Evet, kış büyücüsü!"
Haoyu derin bir nefes aldı ve etrafa seslendi:
Haoyu:
"Biliyoruz buradasın… çık ortaya!"
Bir anda…
Gökyüzünden yoğun kar yağmaya başladı.
Aynı anda üçünün bulunduğu yerin etrafında kırmızı bir daire belirdi.
Dairenin dışındaki her şey anında donmaya başladı.
Maria panikle geri çekildi.
Maria:
"N-noluyor?!"
Haoyu gözlerini kısarak etrafı taradı.
Haoyu:
"Dikkatli olun… bu tehlikeli birine benziyor."
Noah:
"Güneş sistemi mi?"
Haoyu:
"Büyük ihtimalle değil… ama yine de hafife almayın."
Tam o anda…
Karların arasından bir kadın belirdi.
Saçları buz tutmuştu. Üzerindeki pelerin tamamen buzdan oluşuyordu. Attığı her adımda zemin donuyordu.
Kadın:
"Alanıma siz mi girdiniz?"
Noah yutkundu.
Noah:
"Ne yapacağız…?"
Haoyu öne çıktı.
Haoyu:
"Evet. Biz girdik."
Kadının yüzü bir anda karardı.
Kadın:
"Lanet olsun… katliam vaktim geldi."
Gözleri üçünün üzerinde gezindi.
Kadın:
"Üçünüzden birini bana feda ederseniz… diğerlerini bağışlarım."
Kısa bir sessizlik.
Haoyu:
"Reddediyorum."
Kadın bir anda çığlık attı.
Kadın:
"O ZAMAN HEPİNİZ ÖLÜRSÜNÜZ!"
Ellerini kaldırdı.
Kadın:
"Kış büyüsü… soğuk kar!!"
Bir anda devasa bir kar fırtınası Haoyu'ya doğru ilerledi.
Haoyu geri çekilmedi.
Haoyu:
"Kral büyüsü… kralın halkı!"
Etrafında enerji toplandı. Güçlü bir hamleyle saldırıyı parçaladı.
Kar fırtınası ikiye ayrıldı.
sonra Haoyu atak yaptı
Haoyu:
"Maria, beni koru!"
Maria:
"Şey… tamam!"
Haoyu hiç beklemeden ileri atıldı. Gözlerinde kararlılık vardı.
Kadın onu görünce anında pozisyon aldı. Elini yukarı kaldırdı ve bir anda elinde buzdan bir kılıç oluştu.
Kadın:
"Kış büyüsü… ağır soğuk!"
Buzdan enerji dalgası Haoyu'ya doğru hızla ilerledi.
Maria:
"İyileştirme büyüsü… saf iyileştirme!"
Parlak bir ışık Haoyu'nun etrafını sardı.
Saldırı Haoyu'ya çarptı—
Ama hiçbir hasar vermedi.
Kadın şaşkınlıkla bağırdı:
Kadın:
"Ne?! Nasıl hasar veremedi?!"
O an Haoyu fırsatı kaçırmadı. Kadının yanına kadar geldi.
Haoyu:
"Kral büyüsü… gerçek kral!"
Güçlü bir darbe indirdi.
Ama—
Kadın saldırıyı karşıladı.
Kadın (alaycı):
"Kolaysın."
Kılıcıyla Haoyu'nun saldırısını tuttu.
Tam o anda—
Noah:
"Simetrik büyü… çifte simetri!"
Noah kılıcını kadının sağ tarafına doğru savurdu.
ŞAK!
Kadının karnının sağ tarafı kesildi.
Ama aynı anda…
Sol tarafı da yarıldı.
Kadın:
"NE?!"
Kan iki taraftan da akıyordu.
Kadın:
"Mavi saçlı çocuk… bunu nasıl yaptı?!"
Bir an duraksadı.
Sonra dişlerini sıktı.
Kadın:
"Lanet olsun… çabuk olmalıyım!"
Ellerini kaldırdı.
Kadın:
"Kış büyüsü… kar akışı!"
Devasa bir kar fırtınası oluştu. Öncekilerden çok daha güçlüydü.
Noah:
"Olmaz…!"
Haoyu:
"Kaçacak zamanımız yok!"
Fırtına üzerlerine çöküyordu—
Ama…
Bir anda yavaşladı.
Sonra küçülmeye başladı…
Ve tamamen yok oldu.
Sessizlik.
Maria'nın dizleri titredi. Ağzından kan akıyordu.
Haoyu:
"Ne oldu az önce…?"
Noah:
"İnanılmaz… Maria saldırıyı engelledi!"
Gözleri parladı.
Noah:
"Bu fırsatı kullanıyorum!"
Noah hızla kadına doğru koştu. Kılıcını kaldırdı ve kafasının sol tarafına doğru savurdu.
Ama kadın hâlâ ayaktaydı.
Tek eliyle Noah'ın kılıcını yakaladı.
Sonra bileğini çevirdi.
Noah kılıçla birlikte savruldu.
Kadın kılıcı fırlatınca Noah da ağaçlara çarpıp yere düştü.
Haoyu tekrar ileri atıldı.
Kadın bu sefer hazırdı.
Buzdan kılıçla karşılık verdi.
ŞAK!
Haoyu'nun omzu kesildi.
Haoyu acıyla geriye savruldu.
Kadın nefes nefese ama hâlâ ayaktaydı.
Gözleri Maria'ya döndü.
Kadın:
"O kız… yılanın başı. Onu öldürürsem diğerleri biter."
Maria korkuyla geri çekildi.
Maria:
"İyileştirme büyü—"
Sözünü tamamlayamadan—
Kadın kılıcını fırlattı.
ŞAK!
Kılıç Maria'nın ayağına saplandı.
Maria:
"AHHHHHH!!"
Tam o anda…
Kadının kolu erimeye başladı.
Kadın:
"Ne… ne oluyor?!"
Derisi çözülüyordu.
Kadın:
"Ne zaman doldu bu…? Hayır… biraz zaman verin… onu öldürecekt—"
Sesi kesildi.
Tüm vücudu erimeye başladı.
Bağırarak…
Acı içinde…
Yere yığıldı.
Ve öldü.
Kar fırtınası durdu.
Orman tekrar sessizliğe gömüldü.
Ama bu sessizlik… zaferden çok tükenmişlik kokuyordu.
Noah sendeleyerek yanlarına geldi. Üstü başı kan içindeydi, ağaç dalları yüzünü ve kollarını çizmişti.
Noah:
"Siz… iyi misiniz?"
Maria dişlerini sıkarak konuştu.
Maria:
"Ahh… çok acıyor…"
Haoyu yaralı haline rağmen Maria'nın yanına diz çöktü.
Haoyu:
"Hey Maria, iyi misin?"
Maria:
"Bacağımdaki kılıcı… çıkarabilir misin?"
Haoyu kısa bir an durdu.
Haoyu:
"Peki… hazır ol."
Kılıcı tek hamlede çekti.
ŞAK!
Maria acıyla bağırdı.
Maria:
"AHHH!!"
Ama hemen ardından ellerini yarasına götürdü.
Maria:
"İyileştirme büyüsü…"
Parlak bir ışık yayıldı.
Birkaç saniye içinde yarası tamamen kapandı.
Noah hayranlıkla baktı.
Noah:
"Anında iyileştirdi… vay be. Hey, beni de iyileştir!"
Maria:
"Tamam…"
Maria Noah'ın yaralarını da iyileştirdi. Ardından Haoyu'ya döndü ve onu da iyileştirdi.
Haoyu derin bir nefes aldı.
Haoyu:
"Teşekkürler… sen olmasaydın onu yenemezdik."
Bir anda Maria ayağa kalktı…
Ve dans etmeye başladı.
Noah şaşkınlıkla baktı.
Noah:
"Hey… ne yapıyorsun?"
Maria:
"Sevmediğim birine kötü bir şey olursa… dans ederim."
Noah birkaç saniye düşündü.
Noah:
"...Mantıklı."
Ve o da dans etmeye başladı.
Haoyu yüzünü buruşturdu.
Haoyu:
"Gerizekalılar…"
O sırada diğer grup…
Minato:
"Offf… çok daraldım."
Diego:
"Mızmızlanmayı kes. Düşmana odaklan."
Hurugoi'nun yüzü ciddileşti.
Hurugoi:
"Birileriyle savaşmak… eski anılarımı hatırlatıyor. Hiç iyi değil."
Levan merakla sordu:
Levan:
"Ne yaşadın ki?"
Hurugoi yüzünü buruşturdu.
Hurugoi:
"Bir adamın beyin parçaları yüzüme sıçramıştı… iyy… iğrençti."
Minato hemen atladı:
Minato:
"Ben daha kötüsünü yaşadım. Hiç gözünün önünde yanan birini gördün mü?"
Diego:
"Kesin şunu… süt çocukları gibi kavga etmeyin."
Elindeki listeye baktı.
Diego:
"Toplam 14 büyücü öldüreceğiz."
Hurugoi şaşkınlıkla baktı.
Hurugoi:
"Oha… o kadarına gücümüz yeter mi?"
Diego:
"Güneş sisteminde olmayan büyücüler güçsüzdür. Kolay olacak."
Tam o anda—
ŞAK!
Bir adam aniden Diego'nun önüne atladı. Kılıcını direkt Diego'ya doğrulttu.
Ama Diego hiç tereddüt etmedi.
Diego:
"Okyanus büyüsü… balina!"
Devasa bir güç dalgası adamı anında ezdi.
Adam yere yığıldı… ölmüştü.
Diego kılıcını indirirken sakin bir şekilde konuştu:
Diego:
"Gördünüz mü? Kolay."
Levan gülerek parmak saydı.
Levan:
"Kaldı 13."
Diego: Sakın dağılmayın. Büyücülerle teke tek kalırsanız kazanma şansınız çok düşer.
Hurugoi: Bir şey diyeceğim… kafamın içinde sanki biri var. Bana sürekli bir şeyler söylüyor gibi hissediyorum.
Diego: Bu normal değil… Bunu mutlaka rapor edeceğim.
Tam o sırada, çevredeki ağaçların arasından 4 büyücü aniden ortaya çıktı ve hızla üzerlerine doğru koşmaya başladılar.
Minato: Ölüm büyüsü… Vahşetli Ölüm!
Minato'nun saldırısı karanlık bir enerjiyle patladı. İki büyücü daha ne olduğunu anlayamadan yere yığıldı.
Hurugoi: Lanet olsun… başım!
Hurugoi dizlerinin üzerine çöktü. Gözleri titremeye başladı.
Hurugoi: O ses… yine başladı…
Kafasının içindeki o gizemli ses bu sefer daha netti:
"Kurt işareti yap…"
Hurugoi istemsizce elini kaldırdı ve kurt işaretini yaptı.
Bir anda yer sarsıldı.
Toprak yarıldı ve devasa bir kurt başı ortaya çıktı. Gözleri karanlık bir parıltıyla yanıyordu. Kurt, kalan büyücülerden birini tek hamlede yuttu.
Levan: Ses büyüsü… Yüksek Pop!
Levan kılıcını savurdu. Havada görünmez bir ses dalgası yayıldı ve son büyücünün kafasını parçalayarak onu yere serdi.
Ortam bir anda sessizliğe büründü.
Hurugoi: Gördünüz mü?! İlk defa birini öldürdüm… Ben… ben gerçekten güçlüyüm!
Minato: Kes sesini. Asıl en güçlü benim. İki kişiyi tek başıma aldım.
Diego, sakin adımlarla Hurugoi'nin yanına geldi.
Diego: Hurugoi… neden hâlâ kılıç taşıyorsun?
Hurugoi: Ne demek istiyorsun?
Diego: Sen kılıçla değil, ellerinle büyü yapıyorsun. Bu nadir bir şey. El ile büyü yapanlar genelde daha güçlü olur.
Hurugoi şaşkınlıkla ellerine baktı.
Hurugoi: Yani… ekipte en güçlü minato ve ben miyim?
Minato: hayır sadece benim
Diego hafifçe gülümsedi, sonra kemerinden küçük bir silah çıkardı.
Diego: Eğer yine de yakın dövüşte bir şey kullanmak istiyorsan… bunu al.
Hurugoi'ya bir hançer uzattı.
Hurugoi: …Sağ ol.
Hurugoi hançeri alırken gözleri kısa bir anlığına tekrar parladı. İçindeki ses hâlâ oradaydı.
