📖 3. Bölüm — Yeni Dostluklar
Öğlen olmuştu…
Ve sonunda saraya varmışlardı.
Hurugoi at arabasından inerken etrafa hayranlıkla baktı.
— Çok heyecanlıyım…
Koemi ona dönüp ciddi bir ifadeyle konuştu.
— Beni iyi dinle. Burada kalmana izin verilmesinin tek sebebini artık söyleyebilirim.
Hurugoi şaşkınlıkla baktı.
— Ne… ne demek istiyorsun?
Koemi gözlerini daralttı.
— O kurt meselesi…
— Gözünde çıkan işaret… bu senin büyü gücün olabilir.
Hurugoi bir an dondu kaldı.
— Ne?! Ama… sen uyumuyor muydun?
Koemi hafifçe gülümsedi.
— O kadar da saf değilim.
Sonra başını salladı.
— Hadi, in.
İkili arabadan indi.
Sarayın önünde çalışan hizmetçiler onları görür görmez eğilip selam verdiler.
Hurugoi gözlerini kocaman açtı.
— Burası… gerçekten saray mı?
— İnanılmaz büyük…
Tam o sırada, hizmetçilerin arasından bir kız koşarak geldi.
Koemi'nin yüzü bir anda değişti.
— Sophie!!!
— Koemiii!!!
İkisi de koşup birbirine sarıldı.
— Seni çok özledim!
— Ben de seni!
Hurugoi şaşkınlıkla izliyordu.
İçinden geçirdi:
"Koemi'nin sesini ilk defa bu kadar yumuşak duyuyorum…"
Tam o sırada bir görevli sertçe konuştu.
— Hey! "Leydi Koemi" diyeceksin!
Ve Hurugoi'nin ensesine hafifçe vurdu.
— Ahh! Acıdı! Sen kimsin ya?!
Görevli dik bir duruşla cevap verdi.
— Ben Maemii. Leydi Koemi'nin bakıcısıyım. Sekiz yaşından beri onunla ilgileniyorum.
Koemi araya girdi.
— Maemii, sorun yok.
Maemii başını eğdi.
— Emredersiniz, leydim.
Koemi bir anda Hurugoi'ye döndü.
— Hurugoi…
Sesinde hafif bir sinir vardı.
Hurugoi hemen toparlandı.
— Şey… kusura bakma Koemi… Bir daha yapmayacağım, söz.
Sophie araya girdi.
— Boş ver Koemi, özür diledi zaten.
Koemi iç çekti.
— Peki…
Hurugoi içinden geçirdi:
"Bu saray… başıma bela olacak…"
Sophie gülümseyerek Hurugoi'ye döndü.
— Hey, ben Sophie. Tanışalım mı?
Hurugoi biraz şaşırdı.
— Oha… Ne kadar kibarsın…
— Ben Hurugoi. Tanıştığıma memnun oldum.
Sophie gülümsedi.
— Ben de.
Koemi konuşmayı bitirdi.
— Hadi Sophie, odamıza gidelim.
— Tamam!
Koemi yürümeye başladı, sonra arkasını dönüp Hurugoi'ye baktı.
— Hurugoi, görevliler sana bir oda ayarlayacak.
Hurugoi başını salladı.
— Sağ ol…
Koemi ve Sophie sarayın içine doğru ilerlerken…
Hurugoi olduğu yerde kaldı.
Yeni bir dünyaya adım atmıştı.
Hurugoi, görevlinin arkasından yürüyerek sarayın içine girdi.
Uzun koridorlardan geçtiler.
Duvarlar işlemelerle doluydu, her yer tertemizdi.
Sonunda görevli durdu ve bir kapıyı açtı.
— Burası senin odan.
Hurugoi içeri girdi.
Oda… beklediğinden çok daha iyiydi.
Temiz, düzenli ve rahattı.
Yumuşak bir yatak, düzgün bir masa, hatta küçük bir pencere bile vardı.
Hurugoi şaşkınlıkla etrafa baktı.
— Teşekkürler…
Görevli başını salladı.
— Önemli değil.
Dedi ve kapıyı kapatıp çıktı.
Oda sessizliğe gömüldü.
Hurugoi yavaşça yatağa uzandı.
Tavanı izlerken düşüncelere daldı.
— Rüyam…
Gözlerini kıstı.
— kurtların beni parçaladığı rüyadan uyandığımda koemi bana garip bakıyordu
Yüzü ciddileşti.
— Soylular şerefsizlerdir
— Koemi'nin beni sebepsiz yere buraya alması imkânsız…
Derin bir nefes aldı.
— O kurt neyi temsil ediyor?
— Gerçekten büyü mü bu?
Bir an durdu.
— Koemi bunun büyü olduğunu nereden biliyor…
Aklına bir isim geldi.
— Lazar…
Başını yana çevirdi.
— Belki de o biliyordur…
Ama bu düşünce onu daha da huzursuz etti.
— Ama… Lazar nereden biliyor?
Kaşlarını çattı.
— Bana kimse büyü kullanan askerler olduğunu söylemedi…
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra gözleri yavaşça açıldı.
— Yoksa…
Sesi kısıldı.
— Büyü kullanan kişiler sadece düşman askeri değilmi…?
Bir anda yataktan kalktı.
— Bunu öğrenmem lazım…
Kapıya yöneldi.
Koridora çıktı ve etrafına bakındı.
— Önce… bir şey yemeliyim.
Görevliyi bulup mutfağın yerini sormak için yürümeye başladı.
Ama içindeki huzursuzluk artıyordu.
Hurugoi koridorda yürümeye başladı.
Sağında solunda sayısız kapı vardı.
Ama ortalıkta neredeyse kimse yoktu.
Kapıları açmak istemedi.
— Offf… Nerede bu mutfak…
Tam o sırada bir görevli gördü.
— Hey! Görevli!
Görevli durup ona baktı.
— Ne var?
— Mutfak nerede?
Görevli eliyle yönü gösterdi.
— Alt katta. Şu merdivenlerden aşağı in, direkt görürsün.
— Teşekkürler.
Hurugoi hemen merdivenlerden indi.
Aşağıya vardığında…
Gözleri büyüdü.
Mutfak devasa büyüklükteydi.
Her yerde masalar, sandalyeler…
İnsanlar sessizce yemek yiyordu.
Hurugoi yavaşça kasanın yanına gitti.
— Şey… ben açım. Neler var?
Kasiyer onu süzdü.
— Sen Koemi'nin yanındaki çocuksun, değil mi?
— Ne istersin? Bu arada istediğin masaya oturabilirsin.
Hurugoi düşünmeden sordu.
— Et var mı?
— Etli pilav var.
Hurugoi'nun gözleri parladı.
— Olur!
— Peki, hemen geliyor.
Hurugoi bir masaya oturdu.
Etrafı izledi.
Herkes sessizdi.
Sadece yemek yiyen insanlar vardı.
Kısa süre sonra yemek geldi.
— Afiyet olsun.
Kasiyer masaya bırakıp gitti.
Hurugoi yemeğe baktı.
— Çok güzel kokuyor…
Bir lokma aldı.
Gözleri büyüdü.
— Bu… inanılmaz…
Dakikalar içinde tabağı bitirdi.
— Sanırım… ilk defa doydum…
Derin bir nefes aldı.
Sonra ayağa kalktı ve mutfaktan çıktı.
Odasına doğru yürürken—
BAM!
Birine çarptı.
Karşısında siyah saçlı, kendi boylarında bir çocuk vardı.
Çocuk sinirle baktı.
— Önüne baksana!
Hurugoi'nun da siniri bozuldu.
— Siktir git, seninle mi uğraşacağım?
Tam geçip gidecekken…
Bir şey fark etti.
Çocuğun arkasında yazan bir ibare:
"Büyü Kullanıcısı"
Hurugoi'nun gözleri daraldı.
Aniden çocuğun kolunu tuttu.
— Sen… büyü mü kullanıyorsun?
Çocuk elini sertçe çekti.
— Kendini ne sanıyorsun?
— Ölmek istemiyorsan defol.
Hurugoi'nun siniri patladı.
Bir anda…
Zihni karardı.
Her yerde kurtlar görmeye başladı.
Gözleri titredi.
Ve…
Sağ gözünde o simge tekrar belirdi.
Siyah saçlı çocuk bir adım geri attı.
— O da mı… büyü kullanıyor?!
— Bana neden söylenmedi…
Sonra elini kaldırdı.
— Ölüm Döşeği.
Bir anda sağ elinin etrafında kafatasları belirdi.
Karanlık bir enerjiyle…
Ve hızla Hurugoi'na doğru saldırdı.
Hurugoi donup kaldı.
— Bu da ne…?!
Tam o anda…
Zihnindeki o adam tekrar konuştu.
— Kurt işareti yap.
Hurugoi refleksle elini kaldırdı.
Kurt işaretini yaptı.
Bir anda görünmez bir güç oluştu.
Saldırı çarpıp dağıldı.
BOOM!
İkisi de birkaç adım geri savruldu.
Siyah saçlı çocuk gözlerini kıstı.
— Garip…
— Büyüyü kılıçla değil… eliyle yaptı…
Hurugoi'na dikkatle baktı.
— Bu çocuk… bi garip
Sophie hafifçe gülümsedi.
— Değil mi?
Hurugoi hiçbir şey demedi.
Bu konuşma onu daha da huzursuz etmişti.
Arkasını döndü…
Ve saraya doğru yürümeye başladı
Hurugoi sinirli bir şekilde kendi kendine söylendi:
— Lanet olsun… Nereden çıktı bu "yardımcı" işi…
Bir an durdu.
— Neyse… öğlen oldu.
Başını kaldırdı.
— Minato'yla çıkacaktık.
Hızlı adımlarla bahçeye çıktı.
Bahçede bir at arabası hazır bekliyordu.
Yanında da Minato vardı.
Minato kollarını bağlamış bekliyordu.
— Nerede kaldın? Hadi gidelim artık.
Hurugoi başını salladı.
— Tamam.
İkisi de at arabasına bindi.
Kısa süre sonra yola çıktılar.
…
Yaklaşık yarım saat sonra şehir göründü.
Büyük kapılar, kalabalık sokaklar…
— Uhuim şehrine hoş geldiniz.
Görevli arabayı durdurdu.
— Efendim, geldik.
Minato ayağa kalktı.
— İnelim.
İkisi de arabadan indi.
Minato görevliye döndü.
— Sen burada bekle.
— Peki efendim.
Minato eliyle ileriyi gösterdi.
— Şu dükkânı görüyor musun?
— Soylular kıyafetlerini hep oradan alır.
Hurugoi dikkatle baktı.
— Tamam… gidelim.
İkili dükkâna girdi.
İçerisi oldukça düzenli ve şıktı.
Bir görevli onları fark etti.
— Vay vay… Minato! Hoş geldin.
Minato hafifçe gülümsedi.
— Selam. Nasılsın?
— İyiyim. Sizi buraya hangi rüzgâr attı?
Minato başıyla Hurugoi'yu işaret etti.
— Şuna kıyafet alacağız. Halinden belli zaten.
Görevli Hurugoi'ya döndü.
— Adın ne?
— Hurugoi.
— Güzel. Gel benimle.
Hurugoi görevlinin peşinden gitti.
Görevli rafları göstererek anlatmaya başladı:
— Bak… üç tür kıyafet alman lazım.
— Savaş için, günlük kullanım için ve uyumak için.
Hurugoi başını salladı.
— Tamam.
— Önce asker üniformasından başlayalım.
— Hangi birliktesin?
Hurugoi biraz tereddüt etti.
— Koemi'nin… sanırım.
Görevli hemen anladı.
— O zaman sana siyah takım veriyorum.
— Siyah pantolon, siyah üst.
Sonra diğer raflara geçti.
— Günlük kıyafet olarak… siyah ceket ve rahat bir şeyler verelim mi?
Hurugoi omuz silkti.
— Olur.
— Pantolonu da siyah veriyorum.
Biraz daha ilerledi.
— Uyku için de rahat bir pijama.
Hurugoi bu kadarını beklemiyordu.
— Çok iyi… teşekkürler.
Görevli gülümsedi.
— Rica ederim.
Hurugoi biraz çekinerek sordu:
— Borcumuz ne kadar?
Görevli hafifçe güldü.
— Borç yok.
— Sizin masraflarınızı kral ödüyor.
Hurugoi şaşırdı.
— Anladım… teşekkürler.
— Ben bunları paketleyip geliyorum.
Hurugoi geri döndü.
Minato dükkânın diğer tarafındaydı.
— Hey Hurugoi, ben kendime bir şeyler alacağım.
— Sen artık buraları öğrenmişsindir.
Hurugoi kaşlarını kaldırdı.
— Ne alacaksın ki?
Minato umursamazca cevap verdi.
— Sana ne?
Hurugoi söylenerek döndü.
— Mal…
Tam o sırada görevli geri geldi.
— Buyurun, hazır.
Hurugoi paketleri aldı.
— Teşekkürler.
Elindeki paketlere baktı.
İlk defa…
Gerçekten "birine ait" gibi hissediyordu.
Hurugoi dükkândan çıktı.
Elindeki paketlere baktı.
Bir süre sessiz kaldı…
— Kıyafet aldım…
— Artık bir soyluyum…
— Büyü bile kullanabiliyorum…
Derin bir nefes aldı.
— Değişmem lazım.
Etrafına baktı.
Sonra gözleri bir dükkâna takıldı.
Berber.
İçeri girdi.
— Merhaba.
Berber başını kaldırdı.
— Merhaba genç. Nasılsın?
— İyiyim.
— Ne için geldin?
Hurugoi biraz çekinerek konuştu.
— Şey… saçımı boyatacağım.
Berber bir an durdu… sonra hafifçe eğilip fısıldadı:
— Sen… soylu musun?
Hurugoi başını kaldırdı.
— Evet. Neden?
Berber hemen toparlandı.
— Boş ver…
— Hangi renk?
Hurugoi düşündü.
— Kapalı sarı olsun.
— Bir de yanları kısalt.
Berber gülümsedi.
— Peki.
Hurugoi koltuğa oturdu.
Makine sesi…
Makas sesi…
Zaman geçti.
Yaklaşık 20 dakika sonra…
Berber geri çekildi.
— Oldu. Aynaya bakmak ister misin?
Hurugoi aynaya baktı.
Bir an dondu kaldı.
Gözleri büyüdü.
— Bu… ben miyim…?
Kendine dikkatle baktı.
— Çok… yakışıklı olmuşum…
Berber hafifçe güldü.
— Teşekküre gerek yok.
Hurugoi hâlâ aynaya bakıyordu.
— İnanılmaz…
Sonra aklına geldi.
— Parayı ödeyecek miyim?
Berber elini salladı.
— Dert etme.
— Başkası ödüyor.
Hurugoi gülümsedi.
— O zaman… bundan sonra favori berberimsin.
Kapıya yöneldi.
— Görüşürüz!
Dışarı çıktığında hava kararmaya başlamıştı.
Hurugoi heyecanla at arabasının olduğu yere koştu.
Oraya vardığında Minato'yu gördü.
Elinde bir sürü… oyuncak vardı.
Minato da onu fark etti.
Bir an durdu.
— Hey… sen kimsin?
Hurugoi sırıttı.
— Tanımadın mı?
— Hayır.
— Ben Hurugoi'yım.
Minato kaşlarını çattı.
— Yalan söyleme.
— hurugoi o kadar yakışıklı değil.
Hurugoi hem sinirlendi hem gururlandı.
— Benim işte!
Sonra Minato'nun eline baktı.
— Hem… elindekiler ne?
— Oyuncak mı aldın? Hahaha!
Minato hemen savundu kendini.
— Ne?! Hayır! Bunlar benim değil!
Hurugoi gülmeye devam etti.
— Aynen aynen…
Sonra at arabasına bindi.
Minato da peşinden bindi.
Araba hareket etti.
Minato hâlâ bakıyordu.
— Sen gerçekten Hurugoi musun…?
Hurugoi kendinden emin konuştu.
— Evet.
Minato dudak büktü.
— Hâlâ çirkinsin bu arada.
Hurugoi anında cevap verdi.
— En azından oyuncaklarla oynamıyorum.
Minato sırıttı.
— En azından Koemi'nin köpeği değilim.
Hurugoi dişlerini sıktı.
— Şerefsiz…
Yol boyunca atışmaları devam etti.
Ve sonunda…
Sarayın kapıları tekrar göründü.
At arabası durdu.
İkisi de at arabasından indi.
Sarayın bahçesinde Sophie ve Diego uzanmış dinleniyordu.
Onları fark ettiler.
Diego ayağa kalktı.
— Hey Minato… Hurugoi nerede?
Minato başıyla yanındakini gösterdi.
— O mu? Yanımdaki kişi işte.
Sophie gözlerini kocaman açtı.
— İnanılmaz… Çok değişmişsin!
Hurugoi gülümsedi.
— Sağ olun, teşekkürler.
— Evet… efsane yakışıklıyım.
Diego hafifçe güldü.
— Hurugoi.
— Ne var?
— Yarın saraydaki bazı kişilerle tanışacaksın.
Hurugoi meraklandı.
— Kimler mesela?
— Koemi'nin birliğindekiler.
Hurugoi'nun gözleri parladı.
— Vayyy… iyi o zaman.
Sophie söze girdi.
— Güzel… Ateşkes bitince nasıl savaşacağını merak ediyorum.
Hurugoi etrafına bakındı.
— Bu arada… Koemi nerede?
— Yeni saç stilimi görmesi lazım.
Diego omuz silkti.
— Birazdan gelir.
Sonra ekledi:
— Bu arada… artık Minato'yla değil, Koemi'yle aynı odada kalacaksın.
Hurugoi şaşırdı.
— Neden?
— Çünkü seni yardımcısı yapmıştı hatirliyorsan
Bir an durdu, sonra sırıttı:
— Yoksa Minato'yla kalmaya devam mı etmek istiyorsun?
Hurugoi hemen tepki verdi.
— Ne?! Tabii ki Koemi'nin odasında kalacağım!
Minato gözlerini devirdi.
— Diego… bazen dayak yemeyi hak ediyorsun.
Tam o sırada…
Koemi bahçeye geldi.
Sophie hemen seslendi.
— Hey Koemi! Bak, köpeğin yeni stil denemiş.
Hurugoi iç çekti.
— Artık "köpek" muhabbetine alıştım…
Koemi Hurugoi'yu baştan aşağı süzdü.
— Vay…
— Güzel olmuşsun. Yakışmış.
Hurugoi biraz utandı.
— He… şey… sağ ol Koemi.
Sophie ellerini çırptı.
— Madem herkes burada… neden birlikte yemek yemiyoruz?
Diego başını salladı.
— Güzel fikir, leydim.
Hurugoi Sophie'ye döndü.
— Sophie… Diego senin köpeğin mi?
Sophie kaşını kaldırdı.
— Sen ve o aynı değil.
Hurugoi dikkat kesildi.
Sophie devam etti:
— Sen Koemi'nin köpeğisin
— O ise benim yardımcım… ve arkadaşım.
Diego hurugoi bakarak hafifçe gülümsedi.
— Lafını aldıysan… susabilirsin.
Hurugoi içinden söylendi:
— Lanet olsun…
Hep birlikte yemekhaneye doğru yürüdüler.
Masaya oturmadan önce Koemi sordu:
— Sophie, ne yiyeceksin?
Sophie düşündü.
— Hmmm… patates ve yanında köfte.
Koemi başını salladı.
— Güzel seçim.
— Ben makarna alacağım.
Hepsi masaya oturdu.
Kısa süre sonra bir garson geldi.
— Buyurun, siparişlerinizi alayım.
Sophie konuştu:
— Patates ve köfte.
Koemi:
— Makarna.
Hurugoi:
— Pilav ve et.
Minato hiç düşünmeden:
— Menüdeki her şey.
Koemi hemen tepki verdi:
— Abart.
Hurugoi kısık sesle söylendi:
— Kendince havalı görünmeye çalışıyor işte…
Diego hafifçe el kaldırdı.
— Bana da karides salatası.
Garson başını eğdi.
— Elbette, hemen getiriyorum.
Garson gittikten sonra Hurugoi Koemi'ye döndü.
— Koemi… bana Lazar diye birini tanıtacaktın.
Koemi omuz silkti.
— Meşguldüm.
— Ateşkes bitince tanışırsın.
Hurugoi başını salladı.
— Peki…
Minato yine laf attı:
— Offf… Hurugoi, ne zaman sahibine havlayacaksın?
Hurugoi anında karşılık verdi:
— Kes sesini, şerefsiz.
Diego araya girdi.
— Sakin olun…
Tam o sırada garsonlar geri geldi.
Ellerinde dolu tepsiler vardı.
Masaya birbiri ardına yemekler dizildi.
Sophie gülümsedi.
— Sonunda geldi.
— Minato… hepsini yiyebilecek misin?
Minato kendinden emin konuştu.
— Ben sizin gibi küçük mideli değilim.
— Hepsini yerim.
Hurugoi alaycı bir şekilde baktı.
— Züppe…
Yemekler dağıtıldı.
— Afiyet olsun.
Garsonlar çekildi.
Herkes yemeye başladı.
Ama…
Minato'nun yüzü yavaş yavaş değişmeye başladı.
Hurugoi fark etti.
— Noldu? Dayanamıyor musun?
Minato dişlerini sıktı.
— Kes sesini…
Bir süre daha zorladı…
Sonra pes etti.
Garsona seslendi:
— Şey… bunları paket yapsak olur mu?
Garson başını salladı.
— Tabii, sorun değil.
Yemekler toparlandı.
Bir süre sonra herkes masadan kalktı.
Odalarına doğru yürümeye başladılar.
Diego Minato'ya baktı.
— Keşke kendini zorlamasaydın.
Minato gururla cevap verdi:
— Ben iyiyim…
Ama yürürken sendeledi.
Adımları dengesizdi.
Hurugoi hafifçe gülümsedi.
— Hıh…
Herkes odalara dağıldı.
Hurugoi ve Koemi aynı odaya girdiler.
Hurugoi esneyerek yatağa doğru yürüdü.
— Off… bugün ne yorucu gündü…
Koemi hafifçe gülümsedi.
— Buna yorucu mu diyorsun?
— Sen daha hiçbir şey görmedin.
Hurugoi omuz silkti.
— Bilmem… ama ben de çok şey gördüm.
Koemi cevap vermeden dolabına yöneldi.
— Ben üstümü değiştireceğim.
— Ben bitirdikten sonra sen değiştirirsin.
— Tamam.
Koemi kabine girip üzerini değiştirdi.
Kısa bir süre sonra pijamalarıyla dışarı çıktı.
— Ben hazırım. Sıra sende.
Hurugoi başını salladı ve kabine girdi.
İçeride kendi kendine konuştu:
— Pekala… yeni aldığım pijamaları ilk defa deniyorum…
Pijamaları giydi, aynaya baktı.
— Fena değil…
Kabinden çıktı.
Koemi göz ucuyla baktı.
— İdare eder.
Hurugoi hafifçe güldü.
Koemi odadaki yatakları işaret etti.
— İki yatak var. Hangisini seçiyorsun?
Hurugoi hiç düşünmeden cevap verdi:
— Her zaman duvar kenarı.
Koemi başını salladı.
— O zaman ortadaki benim.
İkisi de yataklarına uzandı.
Oda kısa süre sessizliğe gömüldü.
Sonra Hurugoi konuştu:
— Hey… bir şey soracağım.
— Yarın kimlerle tanışacağım?
Koemi düşündü.
— Hmmm…
— Sophie zaten var.
— Kendi grubumla Sophie'ninkini birleştirdik.
Hurugoi kaşlarını kaldırdı.
— Nasıl yani?
— Normalde bir grup 6 kişidir.
— Ama biz hükümet den izin aldık… 12 kişilik olacağız.
Hurugoi şaşırdı.
— Vay…
Koemi devam etti:
— Diego, Sophie, ben ve sen…
— Geriye 8 kişi kalıyor.
Kısa bir duraksama.
— Büyük ihtimalle Minato da bizim gruba eklenecek.
Hurugoi iç çekti.
— Of…
— Yani yarın 7 kişiyle tanışacaksın.
Hurugoi biraz düşündü, sonra sordu:
— Peki… Lazar bizim grupta mı?
Koemi hafifçe güldü.
— Lazar'a taktın sende.
— O bizim çok üstümüzde.
Hurugoi hemen karşı çıktı:
— Ama Minato da çok güçlü.
Koemi ciddi bir tona geçti.
— Minato güçlü, evet.
— Ama hâlâ genç… potansiyel.
Sonra gözleri ciddileşti.
— Lazar ise… farklı.
Hurugoi dikkat kesildi.
Koemi devam etti:
— 25 yaşında.
— Bu ülkeyi değiştiren kişi o.
— Tıraş makineleri…
— küçük radyolar…
— ulaşım sistemleri…
— Hepsinin arkasında Lazar var.
Hurugoi hayranlıkla mırıldandı:
— Vay be…
Koemi hafifçe döndü.
— Daha öğrenmek ister misin?
Hurugoi başını salladı.
— Şimdilik yeter. anliycağımı anladım
Kısa bir sessizlik oldu.
Koemi gözlerini kapattı.
— O zaman… iyi geceler.
Hurugoi de battaniyeyi çekti.
— Sana da.
Odanın ışığı söndü.
Ve kısa süre içinde…
İkisi de derin bir uykuya daldı.
Saatler geçti…
Gün ağarmıştı.
Kapı bir anda açıldı.
— Hey! Uyan, uyan!
Hurugoi yastığa gömülerek homurdandı.
— Off… ne oluyor ya… değerli uykumdan niye uyandırılıyorum…
Görevli sert bir sesle konuştu:
— Kalk. Odayı temizleyeceğim.
Hurugoi isteksizce doğruldu.
— Tamam, tamam…
Yanındaki yatağa baktı.
Boştu.
— Koemi… çoktan kalkmış…
İçinden mırıldandı:
— En iyisi gidip onu bulayım…
Yatağından kalktı, kıyafetlerini giydi ve odadan çıktı.
Koridorda yürürken bir an durdu.
— Sanki bir şey unuttum…
Birkaç saniye düşündü…
Sonra gözleri açıldı.
— Tabi ya! Koemi'nin ekibi!
Hızlı adımlarla sarayın dışına çıktı.
Bahçede Diego'yu gördü.
— Selam, ne yapıyorsun?
Hurugoi yaklaştı.
— Koemi beni birliğiyle tanıştıracaktı.
Diego başını salladı.
— Demek bugün o gün.
— Beni de Sophie çağırdı.
Hurugoi etrafına baktı.
— Peki… neredeler?
Diego hafifçe gülümsedi.
— Buradalar.
Tam o anda…
Koemi, Sophie, Minato ve diğerleri saraydan çıkıp onlara doğru yürümeye başladı.
Diego hafifçe omzuna vurdu.
— Yeni arkadaşlarınla iyi tanış.
Sophie el salladı.
— Merhaba Diego… Hurugoi.
Koemi grubun önüne geçti.
— Herkes dinlesin.
— Diego'yu zaten tanıyorsunuz.
— Bu da Hurugoi.
Kısa bir duraksama yaptı.
— Bugün hem tanışacaksınız…
— hem de ateşkes sonrası görevleri konuşacağız.
Sonra Hurugoi'ye döndü.
— Hurugoi.
— Efendim.
Koemi eliyle birini işaret etti.
Mavi saçlı, yaklaşık 176 boyunda bir çocuk öne çıktı.
— Bu Noah.
— 18 yaşında.
Koemi devam etti:
— Simetrik büyü kullanıyor.
— Yani kılıcıyla bir tarafa vurduğunda…
— aynı darbe karşı tarafta da oluşur.
Noah sırıtıp elini kaldırdı.
— Selam bro.
Hurugoi hafifçe başını salladı.
— Selam.
Koemi bu sefer yanında duran uzun birini işaret etti.
Siyah saçlı, 186 boyunda ciddi bir adamdı.
— Bu Haoyu.
— 21 yaşında… ve kralın oğlu.
Bir an sessizlik oldu…
Sonra…
Hurugoi ve Minato aynı anda gülmeye başladı.
— Hahahaha!
Hurugoi kendini tutamadı.
— Bu mu kralın oğlu?! Hahah—
Cümlesi bitmeden…
Haoyu'nun bakışları sertleşti.
—oruspu çocuğu
Ortam bir anda gerildi.
Koemi araya girdi.
— Yeter.
Sonra açıklamaya devam etti.
— Haoyu'nun büyüsü "kral büyüsü".
— Ama henüz tam kullanmadı…
— O yüzden gücünü bilmiyoruz.
Hurugoi hâlâ gülmemeye çalışıyordu.
Minato ise hafifçe sırıttı.
Koemi bu kez pembe saçlı bir kıza döndü.
— Bu da Maria.
— 16 yaşında.
Maria utangaç bir şekilde öne çıktı.
— Şey… tanıştığıma memnun oldum…
Koemi açıkladı:
— İyileştirme büyüsü kullanıyor.
— Yani bizim destekçimiz.
Hurugoi yumuşadı.
— Ben de memnun oldum.
Maria hafifçe gülümsedi.
Koemi elini kaldırdı ve grubun içinden birini işaret etti.
Siyah saçlı, 180 boylarında bir adam öne çıktı.
— Bu Leonid.
— 22 yaşında.
Koemi kısa ve net konuştu:
— Büyü kullanmaz.
— Sadece kılıcıyla savaşır.
Hurugoi bir an durdu… sonra gözleri açıldı.
— Bir dakika…
— Seni hatırlıyorum!
Leonid hafifçe başını eğdi.
— Hatırlaman normal.
— Kaç gün geçti bilmiyorum ama…
— Cepheye giderken bana saati sormuştun.
Hurugoi gülümsedi.
— Evet! Şimdi hatırladım.
— Tanıştığıma memnun oldum.
Leonid kısa bir şekilde cevap verdi.
— Ben de.
Koemi bu sefer yanındaki sarı saçlı kıza döndü.
— Bu Koroline.
— 19 yaşında.
Gözleri hafif keskin, duruşu kendinden emindi.
— Kaplan büyüsü kullanır.
Koroline hafifçe gülümsedi.
— Tanıştığıma sevindim.
Hurugoi başını salladı.
— Ben de.
Sophie öne çıktı.
— Kalanları ben anlatayım.
Yanındaki soluk beyaz saçlı kızı işaret etti.
— Bu Nora.
— 17 yaşında.
Nora neredeyse hiç hareket etmiyordu.
— Genelde sessizdir…
— Görünmezlik büyüsü kullanır.
Nora kısa bir bakış attı.
— Selam.
Hurugoi hafifçe gerildi.
— Anladım… selam.
Sophie son kişiyi işaret etti.
Kahverengi saçlı, enerjik bir çocuk öne çıktı.
— Bu da Levan.
— 18 yaşında.
Sophie gülümseyerek ekledi:
— Ses büyüsü kullanır.
Levan elini kaldırdı.
— Selam kardeşler! Nasılsınız?
Hurugoi içinden geçirdi:
— Bu adamı sevdim.
Koemi tekrar grubun önüne geçti.
Herkese tek tek baktı.
— Ateşkes bitince…
Kısa bir duraksama.
— Uzun bir serüven başlayacak.
— Kendinizi hazırlayın.
Diego kollarını kavuşturdu.
— Asıl macera şimdi başlıyor.
Noah sırıttı.
— Güzel olacak.
Rüzgar hafifçe esti.
Yeni kurulan ekip…
Artık hazırdı.
3. Bölüm Sonu
