Yavuz, elindeki kutu çayı bitirip ezdi. "Bak çocuk, bariyerler, su kovaları, hızlı büyüyen ağaçlar... Bunlar güzel sihirbazlık numaraları. Ama Hakan Bey gibi adamlar sihirbaz sevmez, onlar simyacı sever. Değersiz olanı değerliye dönüştüreni severler. Seni neden rahat bırakmam gerektiğini bana gerçekten kanıtla."
Arda ayağa kalktı. "Gel benimle. Ama gözlerini bağlamam lazım. Gideceğimiz yer bu fiziksel boyutta değil."
Mekânın Ötesinde: "The Pocket Chunk"
Yavuz, gözündeki siyah bandaj çözüldüğünde kendini bembeyaz, sonsuz bir boşluğun ortasında buldu. Hayır, tam olarak boşluk değildi. Ayaklarının altında 16x16 metrelik, kusursuz bir toprak kütlesi vardı. Havada süzülen bir ada gibiydi ama etrafında gökyüzü yoktu, sadece saf beyaz bir ışık vardı.
"Burası neresi?" diye fısıldadı Yavuz. Sesi yankılanmıyordu.
"Burası benim 'Kişisel Chunk'ım'," dedi Arda. "Dünya üzerinde bir koordinatı yok. Buraya sadece ben ve benim izin verdiğim kişiler girebilir. Modern dünyanın hiçbir uydusu, hiçbir radarı burayı göremez."
Arda, envanterinden bir "Beacon" (Fener) çıkardı ve adanın tam ortasına yerleştirdi. Fenerden gökyüzüne (veya o beyazlığa) doğru turkuaz bir ışık hüzmesi yükseldi.
"Şimdi şuna bak," dedi Arda. Yavuz'un eline paslı, kırık dökük bir çakı verdi. Yavuz, çakıyı fenerin yaydığı ışığın menziline soktuğu anda, çakının üzerindeki paslar döküldü, kırık metal sanki zaman geri sarılıyormuş gibi birleşti ve bıçak jilet gibi keskinleşti.
"Burası sadece bir depo değil Yavuz abi. Burası bir yazılım düzeltme merkezi. Bozuk olanı onarır, zayıf olanı güçlendirir. Bu fenerin altında duran bir insanın hücresel yaşlanması durur. Yaraları saniyeler içinde kapanır."
Yavuz, elindeki gıcır gıcır çakıya bakarken yutkunamadı bile. "Sen... sen dünyayı tamir edebilirsin."
Arda başını salladı. "Ama parça parça. Hakan Bey gibiler burayı bulursa, burayı bir 'ölümsüzlük fabrikasına' çevirirler. Sadece zenginlerin yaşadığı, fakirlerin ise blok topladığı bir kölelik düzeni kurarlar. Benim planım bu değil."
"Nedir planın?"
"Dünyaya sessizce bir 'yama' (patch) atmak. Çölleşen topraklara 'Biyom Değiştirici' yerleştirmek, okyanuslardaki plastikleri 'Huni' (Hopper) sistemleriyle filtreleyip yakıta dönüştürmek. Ama bunu yaparken kimse bunun 'büyü' olduğunu anlamayacak. Herkes bunu yeni bir teknolojik sıçrama sanacak. Senin görevin ise..."
Yavuz sözünü kesti: "Benim görevim, dünyanın geri kalanının senin varlığını unutmasını sağlamak. Seni gölgelerde tutmak."
Yavuz, beyaz odadan gerçek dünyanın gri sokaklarına döndüğünde artık eski Yavuz değildi. Cebinde, Arda'nın ona verdiği ve asla bitmeyen bir "Meşale" (Torch) vardı.
"Pekala," dedi Yavuz telefonunu çıkarıp Hakan Bey'in numarasını engellerken. "İlk hedefimiz ne? Şu plastik dolu Pasifik Okyanusu mu, yoksa İstanbul'un altına bir 'Nether Portalı' mı açıyoruz?"
Arda gülümsedi. "Önce karnımızı doyuralım. Bir 'Otomatik Pişirici' (Auto-Smoker) yaptım, hayatında yediğin en iyi tavuğu yiyeceksin."
