Cherreads

Chapter 2 - 2.Bölüm—Yeni Bir Sayfa

📖 2. Bölüm — Yeni Bir Sayfa

Hurugoi gözlerini kısmış şekilde karşısındaki kıza baktı.

— Hey… Neden sadece crop ve kısa pantolon giyiyorsun?

Kız bir anda kızardı, sonra kaşlarını çatıp sertçe cevap verdi:

— Kendi tercihim değil tabii ki, aptal!

Hurugoi ellerini kaldırdı.

— Tamam tamam… Anladık. Şey… peki sen kimsin?

Kız gözlerini devirdi.

— Beni dinlemiyor musun? Tanımadığım kişilere ismimi söylemem.

Hurugoi içinden söylenmeye başladı.

"Off… ne kadar inatçı…"

Sonra derin bir nefes aldı.

— Peki… Ben Hurugoi. Oldu mu?

Kız kısa bir süre onu süzdü.

— Bu durumda… Tanıştığımıza memnun oldum denmez ama… ben de Koemi.

Hurugoi başını salladı.

— Artık tanıştığımıza göre… ben neredeyim?

Koemi biraz ciddileşti.

— Büyük bir patlama olmuştu, hatırlıyor musun?

Hurugoi gözlerini kapatıp düşündü.

— …Evet. Hatırladım.

— O patlamanın etkisiyle buraya savruldun. Çok fazla kan kaybediyordun…

Bir an durdu, sonra ekledi:

— Sana kendi kanımdan verdim. Değerimi bil.

Hurugoi kaşını kaldırdı.

— Anladım… Teşekkürler ama… neden kan verdin? Deli misin sen?

Koemi bir adım yaklaştı.

— Deli olan sensin!

Sonra Hurugoi'nin üzerindeki kıyafetlere baktı.

— Kıyafetlerinden belli… Yetim yetiştirme yurdundan geliyorsun, değil mi?

Hurugoi'nun yüzü sertleşti.

— Öyleyse ne olmuş?

Koemi alaycı bir gülümsemeyle omuz silkti.

— Bu da seni yetim bir piç yapıyor hahahahaa

Hurugoi içinden geçirdi:

"Çok komik…"

Konuyu değiştirmek ister gibi sordu:

— Peki sen buraya nasıl geldin?

Koemi bu sefer daha ciddi bir ifadeye büründü.

— Ben üst düzey bir askerim. On sekiz yaşındayım.

Gözlerini uzaklara dikti.

— Burada bir düşman büyücüsü olduğunu düşünüyoruz. Muhtemelen sizin birliğinize saldıran da oydu. Onu bulmak için gönderildik…

Kısa bir sessizlik oldu.

— Ama yanımdaki birlik yanarak yok edildi.

Hurugoi dikkatle dinliyordu.

Koemi devam etti:

— Ben de az kalsın ölüyordum. Üzerimdeki kıyafetler yandı… bu yüzden böyleyim. Anladın mı?

Hurugoi hafifçe gülümsedi.

— Yani… üst düzey bir askersin, öyle mi?

Başını salladı.

— Vay… Ne hayat ama.

Koemi gözlerini daralttı.

— Alay mı ediyorsun sen?

Hurugoi omuz silkti.

— Belki biraz.

Ama içinden geçen şey bambaşkaydı:

"Bu kız… güçlü."

Koemi kollarını bağlayıp ciddi bir ifadeyle konuştu:

— Pekâlâ, beni iyi dinle. Bu ormanda birkaç gün kalacağız.

Hurugoi kaşlarını çattı.

— Neden? Direkt karargâha dönemez miyiz?

Koemi başını iki yana salladı.

— Senin de içinde olduğun o savaşı kaybettik. Düşman çok ilerledi.

— Şu an geri dönmeye çalışırsak… büyük ihtimalle yakalanırız. Ve yakalanırsak… ölürüz.

Hurugoi sessizleşti.

— Anladım… Peki ne yapacağız? Ben çok açım.

Koemi çantasını gösterdi.

— Biraz erzak var. En fazla dört gün idare eder.

— Zaten dört gün sonra ateşkes olacak. O zamana kadar saklanacağız, sonra karargâha gideriz.

Hurugoi şaşkınlıkla baktı.

— Ateşkes mi? Onlar cani ateşkes yapmazlar

Koemi hafifçe gülümsedi.

— Yirmi yedi yıl önce bir olay olmuş. Yaralı bir düşman askeri varmış.

— Bizim askerlerden biri onu öldürmek yerine geri götürüp teslim etmiş.

Kısa bir duraksama yaptı.

— Düşman da bu hareketten etkilenmiş… ve o askerin yaşı kadar, yani yirmi dört gün ateşkes ilan etmişler.

Hurugoi hayretle başını salladı.

— Vay be… İyiymiş.

Koemi gökyüzüne baktı. Hava kararmaya başlıyordu.

— Akşam oluyor. Bugün yemek yemeyelim, yarına saklayalım.

— Nöbeti sırayla tutacağız. Bugün sen uyu… yarın ben uyurum.

Hurugoi hafifçe gülümsedi.

— Aslında… iyi birisin.

Koemi hemen karşılık verdi:

— Sen de iyi bir yetimsin.

Hurugoi'nin yüzü bir anda değişti.

— Sen hiç akıllanmayacaksın, değil mi…

Koemi omuz silkti.

— Neyse… Üzerimde sadece crop ve kısa pantolon var. Donuyorum.

— Yaprak, odun falan toplayacağım.

Hurugoi pelerinine baktı.

— Sana pelerinimi verirdim ama… yırtık.

Koemi başını salladı.

— Gerek yok.

Hurugoi yere uzandı.

Yorgunluğu ağır basmıştı.

Kısa süre içinde uykuya daldı.

Koemi ise ormanın içine doğru ilerledi.

Yaklaşık iki saat boyunca dallar, yapraklar ve kuru odunlar topladı.

Kendine tam korumasa da üstünü örtebileceği basit bir örtü yaptı.

Sonra sessizce geri döndü.

Hurugoi hâlâ uyuyordu.

Koemi onun yanına oturdu…

Ve arada bir etrafı kontrol ederek nöbet tutmaya başladı.

Gece sessizdi.

Ama bu sessizlik… huzurdan çok tehlike barındırıyordu.

Hurugoi derin bir uykuya dalmıştı…

Ama zihni karanlık bir yere sürüklendi.

Gözlerini açtığında kendini sisli, soğuk bir arazide buldu.

— Neredeyim ben…?

Etrafına baktı.

Her yerde… kurtlar vardı.

Gözleri karanlıkta parlıyor, dişleri ortaya çıkmış şekilde onu izliyorlardı.

Bir anda uzakta bir adam gördü.

— Hey! Sen! Buraya gel!

Adam arkasını dönmeden yürümeye devam etti.

Hurugoi sinirle bağırdı:

— Neden hep rüyama giriyorsun?!

Adamın sesi derinden geldi.

— Öğreneceksin…

Tam o anda bir kurt üzerine atladı.

Hurugoi tepki veremeden…

Kolunu kopardı.

— AAAAAHHHH!!!

Acı tarif edilemezdi.

Sonra diğer kurtlar da saldırdı.

Her taraftan…

Parçalıyorlardı.

Hurugoi aniden gözlerini açtı.

— HEHHH!!

Yerinden sıçrayarak kalktı. Nefesi kesik kesikti.

— Ne… neydi o…?!

Koemi hemen yanına geldi.

— Hey! İyi misin?

Hurugoi başını tutarak konuştu.

— Rüyamda… çok garip şeyler gördüm…

Koemi'nin yüzü ciddileşti.

— İlginç… Bunu saraya döndüğümüzde Lazar ile konuşmam gerekecek.

Hurugoi şaşkınlıkla baktı.

— O kim? Bir de… saray mı dedin? Lütfen saray dediğini söyle…

Koemi kısa bir an duraksadı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Evet… Saray.

— Lazar'ı sonra anlatırım.

Hurugoi gözlerini kocaman açtı.

— Sen…?

Koemi iç çekti.

— Evet. Soylu bir ailenin kızıyım.

Hurugoi bir anda diz çöktü.

— Ne?! Neden daha önce söylemedin?!

— Sana yaptığım saygısızlıklar için özür dilerim!

Koemi hafifçe gülümsedi.

— Sorun değil… Ama bir daha olmasın.

Hurugoi içinden geçirdi:

"Bazen… beni korkutuyor…"

Sonra başını kaldırdı.

— Şey… beni de saraya alsana.

Koemi kaşını kaldırdı.

— Bana bakma. Yetimleri saraya almazlar.

— Bir de… şu haline bak. Bir deri bir kemiksin.

Hurugoi tekrar diz çöktü.

— Lütfen! Hadi ama… Arkadaşlığımız için!

Koemi gözlerini devirdi.

— Off… Peki. Belki bir torpil ayarlayabilirim.

Hurugoi'nun yüzü parladı.

— Teşekkürler! İşte bu!

Koemi içinden geçirdi:

"Bazen gerçekten deli olduğunu düşünüyorum…"

Sonra kısaca konuştu:

— Hadi… uyu.

Hurugoi tekrar uzandı ve kısa sürede uykuya daldı.

Sabah olmuştu.

Hurugoi gözlerini açtı ve gerindi.

— Aa… Ne kadar güzel bir gün…

Etrafına bakındı.

— Koemi? Koemi! Neredesin?!

Biraz ilerlediğinde onu gördü.

Koemi bir ağacın dibinde uyuyordu.

— Nöbet tutarken uyumuş olmalı…

Omuz silkti.

Gözü erzak kutusuna kaydı.

Yavaşça yaklaşıp kapağını açtı.

— İnanılmaz… Patates, salata, domates…

Gözleri parladı.

— Harika…

Salatayı aldı ve yemeye başladı.

— Çok lezzetli…

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

— Ne yapıyorsun?

Hurugoi irkildi.

— Y- yok bir şey…

Koemi gözlerini kıstı…

Ve elindeki salatayı fark etti.

Bir anda öfkeyle ileri atıldı.

BAM!

Hurugoi'nun karnına sert bir tekme attı.

Hurugoi yere savruldu.

— Bu… sana ders olsun!

— Erzağı benden izinsiz alma!

Hurugoi acıyla kıvranarak bağırdı:

— Tamam be! Ne vuruyorsun?! Sadece biraz salata aldım!

Koemi sert bir ifadeyle baktı.

— Bir daha olmasın.

Sonra arkasını dönüp yere uzandı.

— Ben uyuyacağım. O zamana kadar nöbet tut.

Hurugoi başını salladı.

— Peki…

Koemi kısa sürede uykuya daldı.

Hurugoi ise etrafı izlemeye başladı.

Orman sessizdi… ama o sessizlikte bile bir huzursuzluk vardı.

Arada sırada yapraklar hışırdıyor, dallar kırılıyordu.

Hurugoi her seferinde irkiliyordu ama sonra kendini sakinleştiriyordu.

— Tavşandır… ya da sincap…

Kendi kendine mırıldandı.

Zaman yavaş geçiyordu.

Güneş yükseldi, öğlen oldu.

Hurugoi iç çekti.

— Offf… Koemi hâlâ uyanmadı… Canım sıkıldı…

Tam o sırada—

Sağ gözünde ani bir yanma hissetti.

— AAH!

Elini gözüne götürdü.

Bir anlığına…

Gözünde bir kurt simgesi belirdi.

Hurugoi korkuyla bağırdı.

— Bu da neydi?!

Ama simge geldiği gibi kayboldu.

Sanki hiç olmamış gibiydi.

Hurugoi'nin nefesi hızlandı.

— Hayır… Bu normal değil…

Koemi'nin uykusu derindi, hiçbir şey duymamıştı.

Hurugoi bir süre daha tetikte kaldı.

Ama yorgunluk yavaş yavaş bastırdı.

Gözleri ağırlaştı…

Ve farkında olmadan uykuya daldı.

Gözlerini açtığında hava kararmaya başlamıştı.

Akşam olmuştu.

Koemi ayaktaydı. Çoktan hazırlanmıştı.

Hurugoi'na baktı.

— Sonunda uyandın demek. Hadi, gidiyoruz.

Hurugoi gözlerini ovuşturdu.

— Şimdi mi?

— Evet. Hadi.

Koemi yavaşça yürümeye başladı.

Hurugoi aceleyle ayağa kalkıp onun yanına yetişti.

— Şey… Saraya gideceksek… benim pelerini diksek olur mu?

Koemi kısa bir bakış attı.

— Bakarız.

İkili, kararan ormanın içinde sessizce ilerlemeye başladı…

Saatler ilerliyordu.

Gece iyice koyulaşmıştı.

Hurugoi etrafına bakındı ama neredeyse hiçbir şey göremiyordu.

— Gece yarısı oldu… Önümü bile göremiyorum artık…

Koemi hiç durmadan yürümeye devam etti.

— Orman birazdan bitecek.

— Gündüz ilerleseydik, düşman bizi kolayca fark ederdi.

Hurugoi başını salladı.

— Tamam…

İkili uzun süre sessizce yürüdü.

Ayak sesleri ve yaprakların hışırtısı dışında hiçbir şey yoktu.

Bir süre sonra Hurugoi nefes nefese kaldı.

— Off… Çok yoruldum… Orman daha bitmedi bile…

Koemi arkasına bile bakmadan cevap verdi.

— Dayan biraz daha.

Dakikalar geçti…

Ve sonunda ağaçlar seyrekleşmeye başladı.

İkili ormanın dışına çıktı.

Hurugoi derin bir nefes aldı.

— Sonunda…

Koemi etrafı dikkatle inceledi.

— İyi dinle. Ormanın güney kısmı düşmana ait…

— Kuzeyi ise bize.

Hurugoi şaşkınlıkla etrafına baktı.

— Ama… neden kimse yok?

Koemi sinirlenerek ona döndü.

— Aptal! Az önce söyledim ya! Ateşkese iki gün kaldı!

— Herkes şimdiden geri çekildi!

Hurugoi başını salladı.

— Anladım…

Ama yüzünden pek anlamadığı belliydi.

İkili bu kez daha rahat bir şekilde karargâha doğru ilerlemeye başladı.

Gökyüzü yavaş yavaş aydınlandı.

Koemi hafifçe gülümsedi.

— Gün doğuyor… sonunda güneş çıktı.

Hurugoi gözlerini kısarak baktı.

— Evet…

Birkaç saat sonra uzakta karargâhın siluetleri belirdi.

Ve sonunda… vardılar.

Askerler Koemi'yi görür görmez toparlandı.

— Leydi Koemi!

Herkes hızla sıraya girip selam verdi.

Fısıldaşmalar başladı.

— Yanındaki kim?

— Asker üniforması giymiş…

Koemi sakince konuştu.

— Sonunda geldik…

Tam o sırada bir asker yanlarına geldi.

— Leydi Koemi, hoş geldini—

Koemi sözünü kesti.

— Bize saraya giden bir at arabası hazırla.

Asker kısa bir an duraksadı.

— "Bize" derken… o çocuk da mı?

Hurugoi'yu işaret etti.

Hurugoi hemen tepki verdi.

— Hey! Ben çocuk değilim moruk!!

Koemi net bir şekilde cevap verdi.

— Evet. O da gelecek.

Hurugoi içinden geçirdi:

"Koemi… sana minnettarım…"

Birkaç dakika sonra asker geri döndü.

— Leydi Koemi, at arabanız hazır.

— Ayrıca sizi korumak için iki asker görevlendirildi.

Koemi başını salladı.

— Sağ ol. Hadi Hurugoi, gidiyoruz.

İkili at arabasına bindi.

Tekerlekler dönmeye başladı.

Hurugoi içinden heyecanla düşündü:

"Bir gün saraya gideceğim aklımın ucundan bile geçmezdi…"

Gözleri parladı.

"Artık… ben de güzel yemekler yiyeceğim…"

At arabası yavaşça uzaklaşırken…

Hurugoi'nin hayatında yeni bir sayfa açılıyordu.

More Chapters