Cherreads

Chapter 31 - 31.BÖLÜM:PSİKOLOJİK SAVAŞ

Sadece Yuan değil… herkes korkuyordu.

Tam o sırada uçan kargalardan birinden

bir kart süzülerek aşağı indi.

Fırtına esiyordu.

Ama o kart…

Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi, rüzgâra hiç dokunmadan ilerliyordu.

Ve…

Yuan'a çarptı.

"HA!"

"Burası da neresi…?"

Her yer simsiyah.

Yuan yavaş adımlarla yürümeye başladı.

Ayak sesleri bile yoktu.

"Ben… neredeyim?"

Hiçbir şey yoktu.

Sadece…

Bir ses.

Hafif.

Rahatsız edici.

Sonra…

Bir başka ses.

Arkasından.

"Merhaba, Yuan."

Yuan yavaşça arkasını döndü.

Gözleri büyüdü.

"Na… Naho…"

Naho gülümsüyordu.

Sakin.

Rahat.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Yuan'ın sesi titredi.

"…Neden?"

Naho başını hafif yana eğdi.

Sonra küçük bir kahkaha attı.

"Gerçekten… hâlâ anlamadın mı?"

Bir adım yaklaştı.

Yuan'ın gözlerinin içine baktı.

"Seni ben kırmadım…"

Kısa bir duraksama.

"Sen zaten kırık biriydin."

Yuan'ın kalbi sıkıştı.

Bir şey söylemek istedi.

Ama…

kelimeler çıkmadı.

İçinden bir ses geçti:

"Belki de… haklı."

Bir adım geri atmak istedi.

Atamadı.

Vücudu… onu dinlemiyordu.

Naho parmaklarını şıklattı.

Her şey değişti.

Yuan bir anda suyun üstünde duruyordu.

Dalgasız.

Sessiz.

Başını aşağı indirdi.

Yansımasına baktı.

Ama…

Bu o değildi.

Gözlerinden yaş akan bir Yuan.

Kırılmış.

Yalnız.

Naho'nun sesi yankılandı:

"İşte gerçek sen."

Yuan başını kaldırdı.

Ama—

Yine bir şıklatma.

Bu sefer…

Aynalar.

Her yer aynalarla doluydu.

Naho ortada yoktu.

Yuan yürümeye başladı.

Yavaş.

Tedirgin.

Sonra…

Bir aynada Naho.

Ama…

Ağlıyordu.

"Ben yapmak istemedim…"

"Lee zorladı…"

Yuan dondu.

Bir başka aynada—

Naho gülüyordu.

"Sen ne kadar aptalsın…"

"Bu aşkın sahte olduğunu bile anlayamadın."

Bir başka.

Bir başka.

Bir başka.

Sesler üst üste binmeye başladı.

"Ben seni sevdim…"

"Ben seni kullandım…"

"Sen değersizsin…"

"Sen özeldin…"

Yuan'ın kafası karıştı.

Nefesi hızlandı.

"Yeter…"

Ellerini başına götürdü.

"YETER!"

Bağırdı.

CRACK.

Aynalar kırılmaya başladı.

Birer birer.

Parçalar yere düştü.

Kırık camlarda…

Bir siluet.

Arkasında.

Naho.

Yine bir şıklatma.

Yuan bu sefer devasa bir alandaydı.

Önünde büyük bir ekran.

Ekran açıldı.

Savaş alanı.

Takımı…

Kabuslarla savaşıyordu.

Sayısız kabusla.

Ve hepsi…

ona bakıyordu.

"YUAN!"

"YARDIM ET!"

"YUAN?!"

Yuan geriye doğru adım attı.

"Hayır…"

Bir adım daha.

"Hayır…"

Nefesi kesildi.

"HAYIR!"

Sırtı birine çarptı.

Naho.

Gülümsüyordu.

Yuan silahına uzandı.

Yoktu.

Yumruk sıkmaya çalıştı.

Olmadı.

Bağırmak istedi.

Sesi çıkmadı.

Dizleri çözüldü.

Yuan…

diz çöktü.

Gözleri boşluğa bakıyordu.

Fısıldadı:

"…haklısın."

Naho'nun gülümsemesi büyüdü.

Yavaşça yanına geldi.

Ellerini açtı.

"İşte şimdi… gerçek halin."

Yuan'ın göğsüne uzandı.

Tam kalbini alacakken—

Bir el.

Onu durdurdu.

Naho'nun gözleri büyüdü.

Yuan…

başını kaldırdı.

Gözlerinde yaş vardı.

Ama…

başka bir şey daha vardı.

Öfke.

"HAYIR!"

Yuan bağırdı.

Zemin titremeye başladı.

Karanlık çatladı.

Yuan dişlerini sıktı.

"Ben… kırığım."

Bir adım attı.

"Ama bu…"

Bir adım daha.

"Benim sonum değil."

Karanlık parçalandı.

Beyaza dönüştü.

Naho geri çekildi.

İlk kez…

yüzünde gerçek bir şaşkınlık vardı.

"Bu… imkansız…"

Yuan bir kılıç yaptı

"Bu kart…"

Yuan derin nefes aldı.

"Sadece ben kendimden nefret ederken işe yarar."

Gözlerini kaldırdı.

"Artık… umrumda değil."

Bir anda ileri atıldı.

Naho karşılık verdi.

Ama—

Yuan tüm saldırıları engelledi.

Son hamle.

Kılıç.

Naho'nun göğsüne saplandı.

Bir ışık.

Ve…

Yuan geri döndü.

Gerçek dünyaya.

Naho ona bakıyordu.

Şok içinde.

Bir anda…

Tüm kabuslar yok olmaya başladı.

Takım donmuştu.

Naho yere düştü.

Elizabeth koştu.

Yuan'a sarıldı.

"BAŞARDIN!"

Herkes sevinç içindeydi.

Gülüyorlardı.

Uzun bir aradan sonra…

Ama—

Yuan gülmüyordu.

Eli hâlâ titriyordu.

Gözleri…

boştu.

Ve…

Onlar yalnız değildi.

Uzakta biri izliyordu.

"Bu savaşı kazandığını sanıyorsun…"

"Asıl kazanan kişi benim."

Lee

Ormanın derinliklerinde…

33 daire.

İçlerinde farklı kumlar.

Üstlerinde altın çiçekler.

Lee kartlarını fırlattı.

Yere vurdu.

Kumlar hareket etti.

Şekil aldı.

İnsan gibi.

Ama…

değil.

Lee gülümsedi.

"Sonunda…"

Kahkaha attı.

"Benim en güçlü kabuslarım…"

Başını kaldırdı.

"Benim kızlarım."

More Chapters