Suko gözlerini kapattı.
Oda karanlığa gömülmüştü. Pencerenin dışından gelen soluk ışık tavana ince bir çizgi bırakıyordu. Ev sessizdi. Saatin tik takları uzaktan geliyordu.
Her şey yerli yerindeydi.
Ama o an…
Suko'nun içindeki o küçük his kaybolmadı.
Aksine…
Derinleşti.
Nefesi yavaşladı.
Düşünceleri durmadı.
Ama… ağırlıkları değişti.
"Garipsin."
Shoko'nun sesi yine geldi.
Bu sefer daha netti.
Suko gözlerini açmadı.
Ama o anda…
İçinde bir şey tersine döndü.
Bu bir güç patlaması değildi.
Bu… geri çekilmekti.
Daha derine.
Daha aşağıya.
Sanki varlık değil… yokluk genişliyordu.
Suko hareket etmedi.
Ama tam o anda, evrenin içindeki "hareket" kavramı anlamını kaybetti.
Zaman akıyordu.
Ama akmasının bir zorunluluğu yoktu artık.
Mekân duruyordu.
Ama "durmak" bile tanımlanamaz bir hale gelmişti.
Suko'nun sadece yatakta uzanıyor olması…
Tüm bu kavramları gölgede bırakıyordu.
Sanki evrende olan her şey…
Onun bu tek eyleminin zayıf bir yankısıydı.
O kalkmadı.
Ama kalkma ihtimali bile…
Zamanı gereksiz hale getirdi.
O anda dünya dönmeye devam etti.
Ama bu dönüş…
Önemini kaybetmişti.
Suko gözlerini hafifçe araladı.
Tavanı gördü.
Ama gördüğü şey tam olarak tavan değildi.
Bir görüntüydü.
Zayıf.
Titrek.
Sanki gerçeklik… kendini tutmaya çalışıyordu.
Ama yeterince güçlü değildi.
Çünkü Suko'nun içinde genişleyen şey…
"varlık" değildi.
Yokluktu.
Yoğun.
Ağır.
Sessiz.
Ve bu yokluk…
Etrafındaki her şeyi bastırıyordu.
Odası vardı.
Ama aynı anda yoktu.
Evi vardı.
Ama sadece bir hatıra gibi duruyordu.
Dünya…
Evren…
Hepsi bir anlığına…
"gerçek olmak zorunda değilmiş" gibi hissettirdi.
Suko nefes aldı.
Ve o nefesle birlikte…
Gerçeklik biraz daha çözüldü.
Ama bu bir yıkım değildi.
Bu… geri çekilmekti.
Hiç olmamış gibi.
Suko gözlerini tekrar kapattı.
O anda…
Eğer biri ona saldırmaya kalksaydı…
Bu düşünce bile oluşamazdı.
Bir saldırı niyeti doğduğu anda…
O niyetin var olma ihtimali çoktan silinmiş olurdu.
Sonsuz hız bile yeterli olmazdı.
Çünkü hız…
Zaten anlamını kaybetmişti.
Bir hareket başlasa bile…
Aynı anda bitmiş sayılırdı.
Ve aynı anda…
Hiç başlamamış olurdu.
Saldırı…
Hem olurdu.
Hem olmazdı.
Hem de hiç var olmazdı.
Ama Suko…
Hiçbir şey yapmazdı.
Sadece yatardı.
Çünkü onun hareketsizliği…
Her şeyden daha ağırdı.
Suko'nun yüzü sakindi.
Ne zorlanıyordu.
Ne de farkında gibi görünüyordu.
Ama o an…
Onun % -1000'lik hali…
Tüm varoluşu sessizce bastırıyordu.
Sonra…
Bir şey değişti.
Çok küçük bir şey.
Neredeyse fark edilemez.
Suko kaşını hafifçe çattı.
Rahatsız olmuş gibi.
Sanki…
Bu kadar sessizlik bile fazla gelmişti.
Bir an sonra…
İçindeki o yokluk geri çekildi.
Yavaşça.
Sessizce.
Zaman tekrar akmaya başladı.
Mekân tekrar yerini buldu.
Gerçeklik tekrar "var" olmayı hatırladı.
Oda yeniden oda oldu.
Tavan tekrar tavandı.
Dünya tekrar döndü.
Her şey…
Normaldi.
Suko gözlerini açtı.
Tavana baktı.
Hiçbir şey demedi.
Hiçbir şey düşünmedi.
Sadece döndü.
Yorganı üstüne çekti.
Ve tekrar uyumaya devam etti.
Çünkü bazen…
En büyük şeyler bile…
Onun için sadece kısa bir rahatsızlıktı.
