AŞİYAN
18. Bölüm — yankılandı.
Kadın ayağa kalktı.
Tam seyircileri selamlayacaktı ki sahneye iki küçük figür koştu.
Ellerinde çiçekler vardı.
— Anneciğim!
Kız ve Alex kadına sarıldı.
— Tebrik ederiz!
Kadın eğilip ikisini de kucakladı.
Martin olduğu yerde dondu.
Anne...
Bir şey zihninde yerine oturmak üzereydi.
Ama henüz anlamlandıramıyordu.
Kadın ayağa kalktı.
Seyircilere dönerek başını eğdi.
Sonra gözleri kalabalığın arasında dolaştı.
Ve bir anda Martin'le göz göze geldi.
Zaman durmuş gibiydi.
Aşiyan'ın gözleri maskenin ardından bile tanıdıktı.
Martin'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Kadın birkaç saniye ona baktı.
Sonra dudaklarının kenarında kendinden emin, hafif alaycı bir gülümseme belirdi.
Martin'in içinden soğuk bir ürperti geçti.
Henüz bilmiyordu.
Sahnedeki o gizemli kadın...
Kendisinin boşanmak üzere olduğu karısıydı.
Aşiyan..
Kadın ayağa kalktı.
Tam seyircileri selamlayacaktı ki sahneye iki küçük figür koştu.
Ellerinde çiçekler vardı.
— Anneciğim!
Kız ve Alex kadına sarıldı.
— Tebrik ederiz!
Kadın eğilip ikisini de kucakladı.
Martin olduğu yerde dondu.
Anne...
Bir şey zihninde yerine oturmak üzereydi.
Ama henüz anlamlandıramıyordu.
Kadın ayağa kalktı.
Seyircilere dönerek başını eğdi.
Sonra gözleri kalabalığın arasında dolaştı.
Ve bir anda Martin'le göz göze geldi.
Zaman durmuş gibiydi.
Aşiyan'ın gözleri maskenin ardından bile tanıdıktı.
Martin'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Kadın birkaç saniye ona baktı.
Sonra dudaklarının kenarında kendinden emin, hafif alaycı bir gülümseme belirdi.
Martin'in içinden soğuk bir ürperti geçti.
Henüz bilmiyordu.
Sahnedeki o gizemli kadın...
Kendisinin boşanmak üzere olduğu karısıydı.
**Aşiyan.**seme vardı.
Anne oğul kapıdan kahkahalarla içeri girdiler.
— Anne, sana söylüyorum, o çadırın içinde uyumak hiç kolay değildi!
— Sen gece boyunca dönüp durmasaydın belki uyuyabilirdim.
İkisi yeniden gülmeye başladı.
Fakat salonun girişine geldiklerinde aynı anda sustular.
Çünkü Martin hâlâ oradaydı.
Günlerdir hiç yerinden kalkmamış gibi kanepede oturuyordu.
Yüzü kasvetliydi.
Bakışları doğrudan onlara çevrilmişti.
Aşiyan şaşkınlıkla ona baktı.
— Aa... Burada mıydın?
Martin'in çenesi gerildi.
— Neden mesajıma cevap vermedin?
Aşiyan omuzlarını silkti.
— Gerek görmedim.
Martin iki yumruğunu da sıktı.
Her geçen gün daha cesur oluyor.
Bu kadın ne ara böyle oldu?
Aşiyan, Martin'in öfkesini umursamadan Alex'e döndü.
— Hadi bebeğim. Odana git, duşunu al ve uyu. Yarın okul var.
— Tamam anneciğim.
Alex merdivenlere yöneldi.
Fakat Martin'in sesi onu durdurdu.
— Alex.
Küçük çocuk arkasına döndü.
— Bir şey unutmuyor musun?
Alex şaşkın gözlerle önce Martin'e, sonra annesine baktı.
Ne demek istediğini anlayamamıştı.
Martin ayağa kalktı.
— Ben senin babanım. Bu tavrın da ne?
Alex'in küçük yüzü bir anda ciddileşti.
Dudaklarını birbirine bastırdı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
— Bu kelimeyi kullanmamam gerektiğini siz söylediniz bana.
Martin donup kaldı.
Zihninden bir an önceki konuşmalar geçti.
Ben senin babanım...
Bu cümleyi ne zaman söylemişti?
Sonra hatırladı.
Caroline'ın oğlu Tommy için yapılan okul gezisini...
Alex'i yanında istememişti.
Hatta oğluna açıkça,
"İnsanlara benim senin baban olduğunu söyleme."
demişti.
Çünkü o gün Tommy'nin yanında olmak istiyordu.
Oğlunu geri plana atmıştı.
Başka bir çocuğun yanında iyi bir baba rolü oynayabilmek için kendi oğlunun kalbini kırmıştı.
Martin'in yüzündeki öfke bir anda söndü.
Yerini ağır bir pişmanlık aldı.
Ben bunu nasıl yaptım?
Kendi elleriyle oğlunu kendisinden uzaklaştırmıştı.
Alex başka hiçbir şey söylemeden odasına çıktı.
Aşiyan ise hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Martin'e bakıyordu.
Sonunda sessizliği bozdu.
— Sanırım çok değer verdiğin Caroline ve oğlu için yaptıklarını artık daha iyi anlıyorum.
Martin başını kaldırdı.
Aşiyan'ın sesi sakindi.
Bu sakinlik, öfkesinden bile daha ağırdı.
— Seni tanımasam, Tommy'nin senin oğlun olduğunu düşünürdüm.
Martin'in yüzü gerildi.
— Aşiyan...
— Arkadaşının karısı olduğunu söyledin. Onu yalnız bırakamadığını söyledin.
Bir adım ona yaklaştı.
— Söylesene Martin... Sana bir şey olsa, senin arkadaşların da senin gibi bana ve Alex'e sahip çıkar mı?
Martin cevap vermedi.
Aşiyan gözlerini ondan ayırmadan devam etti.
— Yatağımı ısıtırlar mı?
Martin'in başı bir anda kalktı.
— Ne saçmalıyorsun sen?
Aşiyan'ın yüzünde acı bir tebessüm oluştu.
— Caroline'ın yatağını ısıtmıyor muydun?
Martin'in yüzündeki ifade değişti.
— Bana gönderdiği videolarda hep sen vardın.
Birer birer saymaya başladı.
— Yatağında... mutfağında... banyosunda...
Martin dehşet içinde dinliyordu.
— Birlikte kanepede uzanıp film izlerken bile vardın.
— Ne anlatıyorsun sen?
— Her neyse.
Aşiyan arkasını döndü.
— Yaşadıkların seni ilgilendirir.
Kapıya doğru yürüdü.
— Ama benden ve Alex'ten uzak dur. Biz kendimiz için yeni bir hayat kuruyoruz.
Durdu.
— Ve o hayatı mahvetme.
Martin'in sesi arkasından geldi.
— Bu hayatta ben yok muyum?
Aşiyan yavaşça ona döndü.
Çenesini kaldırdı.
— Sana şöyle söyleyeyim...
Gözleri Martin'in gözlerine kilitlendi.
— Biz hiçbir zaman senin hayatında olmadık.
Martin'in nefesi kesildi.
— Neden şimdi sen bizim hayatımıza dahil olasın?
Aşiyan son kez konuştu.
— Şu boşanma evraklarını bir an önce imzala. Yine söylüyorum, senden hiçbir talebim olmayacak. Alex dışında.
Martin'in öfkesi yeniden patladı.
— Boşanma olmayacak!
Aşiyan hiçbir şey söylemedi.
Martin kapıya yöneldi.
— Bunu unut!
Kapıyı sertçe çarpıp çıktı.
Martin doğrudan en güvendiği arkadaşı Oliver'ın yanına gitti.
Bir şeylerin ters gittiğini biliyordu.
Bir şeyleri yanlış yaptığını artık inkâr edemiyordu.
Oliver onu dinledikten sonra derin bir nefes aldı.
— Sana daha önce de söyledim.
Martin başını kaldırdı.
— Ne söyledin?
— Caroline konusunda dikkatli olmanı.
Oliver'ın sesi sertleşti.
— Kız sevgilinmiş gibi davranıyordu. Sen de ona öyle davranıyordun.
Martin sustu.
— Ben bile aranızda bir şey olduğunu düşündüm.
Oliver devam etti.
— Caroline aradığında koşup gidiyordun. Karının ve oğlunun yanında bırakıp onu tercih ediyordun.
Martin gözlerini yere indirdi.
— Neredeyse onun yüzünden karını öldürüyordun.
Bu söz Martin'in yüzüne tokat gibi çarptı.
— Ve sen de biliyorsun...
Oliver'ın sesi yavaşladı.
— Aşiyan'ın hayatta kalması bir mucizeydi.
Martin cevap veremedi.
— Alex'in yüzüne daha sonra nasıl bakabilecektin?
Uzun bir sessizlik oldu.
Martin sonunda başını kaldırdı.
— Aşiyan çok değişti.
Oliver kaşlarını kaldırdı.
— Nasıl?
— O eski sessiz, içine kapanık kadın yok artık.
Martin acı bir şekilde güldü.
— Hırçın bir kedi gibi. Ona dokunduğum anda pençelerini çıkarıyor.
Oliver hafifçe gülümsedi.
— Belki de artık kendini korumayı öğrenmiştir.
Martin ona baktı.
— Sanki dünyadaki en büyük düşmanı benmişim gibi davranıyor.
Oliver birkaç saniye sustu.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
— Biraz da öyle sayılırsın.
Martin başını geriye yasladı.
Oliver konuyu değiştirdi.
— Bak, yarın çok güzel bir çello konseri var.
Martin ona baktı.
— Çello mu?
— Evet. Yeni bir sanatçı sahneye çıkacak. Kim olduğunu kimse bilmiyor.
Oliver telefonunu çıkardı.
— Yüzünde maskeyle sahneye çıkıyormuş. Kimliğini gizli tutuyor ama performansı olağanüstüymüş.
Martin ilgisiz görünmeye çalıştı.
— Ee?
— Git Aşiyan'ı da götür.
Martin'in aklına bir anda bir şey geldi.
Aşiyan klasik müziği seviyordu.
Belki bu konser hoşuna giderdi.
Ertesi akşam Martin eve döndüğünde elindeki iki bileti masanın üzerine bıraktı.
Aşiyan biletlere baktı.
— Yarın bir konser var.
Martin sakin görünmeye çalışıyordu.
— Yeni bir sanatçı. Çello çalıyor. Bilet ayırttım.
Aşiyan bileti eline aldı.
— Daha önce dinledin mi?
— Hayır.
Aşiyan birkaç saniye bilete baktı.
— Hımm...
Sonra bileti masaya bıraktı.
— Beni alayım mı diyeceksin?
Martin başını salladı.
— İstersen seni ben götürebilirim.
— Gerek yok. Ben kendim gelirim.
Martin'in yüzündeki umut bir anlığına söndü.
Ama yine de hiçbir şey söylemedi.
Ertesi gün Aşiyan, Alex'i okula bıraktı.
Arabadan inerken oğluna eğildi.
— Tatlım, akşam konserim var, biliyorsun değil mi?
Alex'in gözleri parladı.
— Evet anneciğim.
— En ön sırada olacağım, değil mi?
— Evet.
Alex gururla gülümsedi.
— Senin yerin her zaman orası.
Aşiyan oğlunun alnına bir öpücük kondurdu.
Akşam olduğunda Martin konser salonuna erkenden gelmişti.
Aşiyan'ın gelmesini bekliyordu.
Dakikalar geçti.
Konser saati yaklaştı.
Fakat Aşiyan görünürde yoktu.
Martin hayal kırıklığıyla salona girdi.
Elindeki bilete baktı.
Sıra numarasını kontrol etti.
Yerine oturdu.
Belli ki gelmeyecek.
Tam o sırada küçük bir figür yanından geçti.
Bir erkek ve küçük bir kız çocuğu...
İkisi de birbirleriyle uyumlu giyinmişti.
Martin onları takip eden bakışlarla izledi.
En ön sıralarda ise Declan oturuyordu.
Salonun ışıkları söndü.
Perde ağır ağır açıldı.
Sahnenin ortasında bir kadın duruyordu.
Yüzünde zarif bir maske vardı.
Yanında çellosu...
Kadın çellosunun başına geçti.
Sandalyesine oturdu.
Yayını eline aldı.
Salon sessizliğe gömüldü.
İlk nota duyuldu.
Martin'in gözleri sahneye kilitlendi.
Müzik o kadar etkileyiciydi ki salondaki herkes adeta nefesini tutmuştu.
Kadının çelloyla kurduğu bağ inanılmazdı.
Parmakları tellere dokundukça müzik salonun her köşesine yayılıyordu.
Sanki çello konuşuyor...
Sanki kadın onunla kendi ruhunu anlatıyordu.
Martin farkında olmadan nefesini tuttu.
Bu kadın kim?
Kameralar sanatçının etrafında dönüyordu.
Bir an kadın arkasını döndüğünde Martin'in bakışları sırtına takıldı.
Bir dövme...
Anka.
Martin'in kaşları çatıldı.
Kalbinin içinde garip bir his oluştu.
Bu işaret...
Neden bu kadar tanıdık geliyordu?
Kadın müziğin içinde kaybolmuş gibiydi.
Alnından birkaç damla ter süzülüyordu.
Sahnedeki ışıkların altında maskeli yüzü daha da gizemli görünüyordu.
Martin gözlerini ondan ayıramadı.
Konser sona erdiğinde salon alkışlarla yankılandı.
Kadın ayağa kalktı.
Tam seyircileri selamlayacaktı ki sahneye iki küçük figür koştu.
Ellerinde çiçekler vardı.
— Anneciğim!
Kız ve Alex kadına sarıldı.
— Tebrik ederiz!
Kadın eğilip ikisini de kucakladı.
Martin olduğu yerde dondu.
Anne...
Bir şey zihninde yerine oturmak üzereydi.
Ama henüz anlamlandıramıyordu.
Kadın ayağa kalktı.
Seyircilere dönerek başını eğdi.
Sonra gözleri kalabalığın arasında dolaştı.
Ve bir anda Martin'le göz göze geldi.
Zaman durmuş gibiydi.
Aşiyan'ın gözleri maskenin ardından bile tanıdıktı.
Martin'in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Kadın birkaç saniye ona baktı.
Sonra dudaklarının kenarında kendinden emin, hafif alaycı bir gülümseme belirdi.
Martin'in içinden soğuk bir ürperti geçti.
Henüz bilmiyordu.
Sahnedeki o gizemli kadın...
Kendisinin boşanmak üzere olduğu karısıydı.
Aşiyan.
