Cherreads

Chapter 19 - 19. Bölüm — Mezarlıkta Ağlayan Genç

19. Bölüm — Mezarlıkta Ağlayan Genç

Aşiyan o gece yatağına girdiğinde bütün günün yorgunluğu bedenine çökmüştü.

Gözlerini kapattığı anda uykuya daldı.

Fakat kısa bir süre sonra...

Bir ağlama sesi duydu.

Önce çok uzaktan geliyordu.

Aşiyan etrafına baktı.

Karanlığın içinde hiçbir şey göremiyordu.

Sonra ses biraz daha belirginleşti.

Çaresiz...

Yıkılmış...

Acı çeken birinin ağlamasıydı bu.

— Anne...

Aşiyan'ın kalbi sıkıştı.

Ses yeniden yükseldi.

— Anne!

Bir görüntü belirmeye başladı.

Genç bir çocuk...

Bir mezarın başında çökmüş, toprağa sarılmış ağlıyordu.

— Anne, ben sensiz ne yapacağım?

Çocuğun sesi titriyordu.

— Anne, kalk...

Ellerini mezarın toprağına bastırdı.

— Burası çok soğuk. Çok karanlık...

Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

— Sen soğuktan ve karanlıktan korkarsın. Lütfen anne...

Aşiyan çocuğa doğru yürümeye başladı.

Ne kadar yaklaşırsa görüntü o kadar netleşiyordu.

Sonunda mezar taşını gördü.

Üzerinde tek bir isim yazıyordu.

Alen.

Aşiyan'ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.

— Alen...

Çocuk bir anda başını kaldırdı.

Aşiyan ona ulaşmaya çalıştı.

— Ben buradayım!

Çocuğa doğru koştu.

— Ben buradayım!

Ama çocuk onu duymuyordu.

Aşiyan'ın sesi giderek yükseldi.

— Alen! Ben buradayım!

Bir anda çığlık atarak uyandı.

Nefes nefeseydi.

Kalbi hızla çarpıyordu.

Odanın karanlığında etrafına baktı.

Saat gecenin üçüydü.

Elini göğsüne götürdü.

Rüyadaki görüntü hâlâ gözlerinin önündeydi.

Mezarlık...

Mezar taşı...

Alen...

Ve en önemlisi...

O adresi biliyordu.

Neden bildiğini bilmiyordu.

Ama biliyordu.

Aşiyan yataktan kalktı.

Sessizce Alex'in odasına gitti.

Kapıyı araladı.

Oğlunun derin uykuda olduğunu görünce içi biraz olsun rahatladı.

Üzerini örttü.

Sonra odadan çıktı.

Martin'in odasının önünden geçerken durdu.

İçeriden sessizlik geliyordu.

Martin uyuyordu.

Aşiyan ayakkabılarını eline aldı.

Sessizce evden çıktı.

Arabaya bindi.

Motoru çalıştırdı.

Ve aklındaki adrese doğru yola çıktı.

Martin bir süre sonra uyandı.

Evde garip bir sessizlik vardı.

Telefonuna baktı.

Sonra saate.

Gecenin üçüydü.

Birden Aşiyan aklına geldi.

Bu saatte nereye gidiyor?

Pencereden baktığında Aşiyan'ın arabasının olmadığını fark etti.

Martin'in içine kötü bir his çöktü.

Hızla üzerini giyindi.

Kendi arabasına bindi.

Aşiyan'ın peşinden çıktı.

Fakat takip mesafesini koruyordu.

Onun kendisini fark etmesini istemiyordu.

Bir süre sonra Aşiyan'ın arabası yavaşladı.

Martin etrafına baktı.

Gidilen yer hiç beklediği bir yer değildi.

Bir mezarlık...

Martin'in kaşları çatıldı.

— Neler oluyor?

Bu saatte Aşiyan neden bir mezarlığa gelmişti?

Aşiyan arabadan indi.

Sanki hipnotize olmuş gibiydi.

Mezarlığın kapısından içeri girdi.

Martin de uzaktan onu takip etti.

Aşiyan bir süre yürüdü.

Sonra aniden durdu.

Geriye doğru sendeledi.

Karşısındaki mezara baktı.

Gözleri büyüdü.

Rüyasında gördüğü mezar...

Buradaydı.

Aynı mezar.

Aynı isim.

Alen.

Aşiyan'ın dizlerinin bağı çözüldü.

Mezarın önüne diz çöktü.

Ellerini toprağın üzerine koydu.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

— Özür dilerim, sevgilim...

Martin birkaç metre ötede kaskatı kesildi.

Sevgilim mi?

Kadının başka biriyle burada buluştuğunu mu düşünüyordu?

Üstelik bu mezarın başında...

Martin'in içinden öfkeyle küfretti.

Ben neler karıştırıyorum?

Aşiyan'ın gözyaşları durmuyordu.

— Özür dilerim...

Martin'in kafası iyice karışmıştı.

Aşiyan mezara biraz daha yaklaştı.

Sonra sanki canlı birine sesleniyormuş gibi fısıldadı.

— Alen...

Sesi titriyordu.

— Uyan.

Martin nefesini tuttu.

Aşiyan elini toprağın üzerine koydu.

— Uyanma vakti, tatlım.

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Aşiyan'ın yüzünde tarifsiz bir acı belirdi.

— Hadi...

Martin bu görüntüyü anlamlandırmaya çalışıyordu.

Tam o sırada Aşiyan'ın gözleri kapandı.

Sanki karşısında gerçekten biri varmış gibi konuşmaya devam etti.

— Buradayım bebeğim.

Martin'in aklı almıyordu.

Aşiyan'ın zihninde ise rüyadaki görüntü yeniden canlandı.

Çocuğun ağlayan yüzü...

Anne diye haykırışı...

Ve mezarın soğuğu...

Aşiyan gözlerini açtı.

Bir süre mezara baktı.

Sonra fısıldadı:

— Ben seni bırakmadım.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

— Siz burada ne yapıyorsunuz?

Aşiyan döndü.

Karşısında genç bir adam vardı.

Aşiyan bir an dondu.

Genç adamın yüzü rüyadaki çocuğun yüzüyle neredeyse aynıydı.

Genç şaşkınlıkla ona bakıyordu.

— Bu saatte burada ne işiniz var?

Aşiyan ne diyeceğini bilemedi.

Sonunda toparlandı.

— Ben... bir yakınım için geldim.

Genç adam mezara baktı.

Sonra yeniden Aşiyan'a döndü.

İçinde garip bir his oluşmuştu.

Bu kadını daha önce görmüş gibiydi.

Ama nerede?

Aşiyan ise genç adama bakarken başka bir şeyi düşünüyordu.

Bu bedenin sahibi...

Peki onun ruhu nereye kayboldu?

Aşiyan'ın aklı karışmıştı.

Benim bedenim yok olduysa...

Yoksa ben öldüm de onun ruhu mu kayboldu?

Sorular zihninde birbirini kovalıyordu.

Martin hâlâ uzaktan onları izliyordu.

Aşiyan'ın genç adamla konuşmasını yanlış anlamıştı.

Ama içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu.

Kim bu çocuk?

Ve Aşiyan neden onu bu kadar tanıyor gibi davranıyor?

Aşiyan sonunda genç adama döndü.

— Seni evine bırakayım.

Genç şaşkınlıkla baktı.

— Gerek yok.

Aşiyan kararlıydı.

— Bu saatte burada kalamazsın.

Genç bir süre düşündü.

Sonunda kabul etti.

Aşiyan eve vardığında saat neredeyse sabah altı buçuğu olmuştu.

Kapıyı sessizce açtı.

Yorgunluktan gözleri kapanıyordu.

— Neyse...

Derin bir nefes aldı.

— Artık uyumam.

Kendi kendine konuşuyordu.

— Alex'i okula bırakırım, sonra uyurum.

Mutfağa geçti.

Alex için kahvaltı hazırladı.

Kendisi için de bir kahve yaptı.

O gece yaşananların ağırlığı hâlâ zihnindeydi.

Martin'i tamamen unutmuştu.

Tam o sırada merdivenlerden ayak sesleri geldi.

Martin aşağı iniyordu.

Başını kaldırdı.

Aşiyan'la göz göze geldiler.

Martin'in gözlerinde öfke vardı.

Gece boyunca yaşananlar aklından çıkmıyordu.

Aşiyan ise onun bakışlarını umursamadı.

Kahvesinden bir yudum aldı.

Bir süre sonra Alex de uyandı.

Kahvaltısını yaptı.

Anne oğul birlikte okula doğru yola çıktılar.

Aşiyan'ın zihninde ise gece gördükleri dönüp duruyordu.

Alen...

Mezar...

O genç...

Geçmiş...

Kafası öylesine karışıktı ki yola odaklanmakta zorlanıyordu.

Okul dönüşünde motosikletine bindi.

Bir anlığına düşüncelere daldı.

Ve...

Bir anda karşısına çıkan otomobili fark edemedi.

Fren yaptı.

Ama çok geçti.

Motosikletin hakimiyetini kaybetti.

Büyük bir gürültüyle yere savruldu.

Etraftan bağırışlar yükseldi.

Aşiyan ne olduğunu anlayamıyordu.

Sesler uzaktan geliyormuş gibiydi.

Başını kaldırmaya çalıştı.

Tam o sırada birinin ona doğru koştuğunu gördü.

Martin.

Bütün kazayı görmüştü.

Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.

Hayır...

Lütfen ona bir şey olmasın.

Martin dizlerinin üzerine çöktü.

Ellerinin titrediğini hissediyordu.

— Aşiyan!

Kadının kaskının camını açtı.

Aşiyan yavaşça gözlerini araladı.

Ve Martin'le göz göze geldi.

Dudakları titredi.

— Buradasın...

Martin'in gözleri doldu.

— Geldim.

Aşiyan'ın gözünün kenarından tek bir damla yaş süzüldü.

Sanki uzun zamandır beklediği birini sonunda bulmuş gibiydi.

Dudaklarını güçlükle hareket ettirdi.

— Beni bırakma...

Martin'in kalbi parçalandı.

— Bırakmayacağım.

Aşiyan ona baktı.

Ve son kez...

Yorgun, küçük bir gülümseme bıraktı.

Sonra gözleri kapandı.

Martin'in sesi mezarlıkta duyduğu çığlıktan bile daha korkunçtu.

— AŞİYAN!

O an Martin ilk kez şunu anladı:

Aşiyan'ı kaybetme düşüncesi...

More Chapters